Baba Masnsur

Dergah Pirleri

 BABA MANSUR KUR HÜSEYİN DERGAH’IN KURUCU’SU VE PİR’İ .PİR KUR HÜSEYİN DEDEMDEN GÜNÜMÜZE DEK TÜM PİRLERİN HAYATLARI, KERAMETLERİ VE ALTIN SÖZLERİ HAKKINDA KISA BİLGİLER

     
     

 

            İSLAM ALEMİ’NİN 5’ NCİ  ‘İMAAMI’  İMAM MUHAMED BAKIR’DAN,TORUNU VE CANSIZ DUVARI YÜRÜTEN PİR BABAMANSUR VE EVLADI PİR SEYYİT AHMET, EVLADI PİR KUR HÜSEYİN’E: AİT SOY AĞACI.

 Kısa Not.Pir Babamansur ve Pir Seyyit Ahmet arasında bir boşluğun olduğu ancak kaç babanın yaşadığı hakkında bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Secere bölümüne bak.

 

Seyyit Pir Kur Hüseyin ( Hakka Yürümüş )

Seyyit Pir Mehmet       ( Hakka Yürümüş )

Seyyit Pir İsmail            ( Hakka Yürümüş )

Seyyit Pir Mehmet       ( Hakka Yürümüş )

Seyyit Pir Mehmet       ( Hakka Yürümüş )

Seyyit Pir Selçuk           (Dergahın Postnişi Hizmeti  Devam Ediyor)Seyyit   Muharrem   (Dergah Hizmetine Hazırlanıyor. İzmir’de)

Seyyit   Zafer              (Dergah Hizmetine Hazırlanıyor. İzmir’de)

Seyyit   Toprak         (Talebe Olup Geleceği İçin Ciddi Takipte)

 

ÖNEMLİ NOT: Peygamber’lerin, İmamlar’ın, Pir’lerin, Şehitler’in,Ermiş Talip, Mühip ve iyi insanların makamını ancak Allah verir.Allah emretmedimi alimde olsa,filozofda olsa bu manevi makamı almıyacağı gibi Pir’lerde Hz.Peygamberin kızı Fatime’tül Zehra’dan Nuri Nübüvet Zühur etti,İmam Ali den Nuri Velayet Zühur etti. Bu soyda gelenlere Seyyitlik ve Pirlik verildi, her İmamın bir çok erkek ve kız evladı vardı bunlardan Sırri Hakikata vakıf olan binbir mühürü meceli hak eden yani Hakikatı ve Tasavvuf Makımını bilen ve 4 kapı 40 makam 72 farz’a Vakıf olmayan ayrıca  Allahın emrettiği Seyyit ancak Pir olabilir. Şahsım Selçuk Dede olarak şu anda Dergahın postnişi’yim ancak, benden sonra yukarıda yazmış olduğum (Muharrem, Zafer ve Toprak’ı) Seyyitleri yazmışsamda bunu örnek olarak, yazdım. Dergahın evlatları kendine şekil ve düzen vererek kendilerini bu Dergaha ve Pirliğe yetiştirip layık kılmaları  halinde Cenabı Allah’ın emirlerini beklemeleri gerektiğinin gerçeğini görmeleri gerekir. Örnek Merhum Babam Pir Seyyit Mehmet evladı Sönmez’in Dergahı yürüteceği sözü üzerine Sönmez’in Dergah’a ilgisizliği yanı sıra terk etmesi bir örnektir. demekki Allah Pirliği ve bu Dergah Makamını Nasip etmedi,Cenabı Allah, bir engel gösterir.Cenabi Allah ve Dergahdaki Evliyalar. Pirliği ve bu Dergahın Makamını Kime Nasip etmisse O can Pirlik Makamını alır.(Günümüzde Pir’liğin temel ilkesi Seyyit’lik yanı sıra İlim ve Ahlaktır.)

 

 

·        SEYYİT PİR KUR HÜSEYİN DERGAHI; (TEKKE, OCAK, DERGAH ) : İşlevlik, İştehat ve İcraatları manevi tasavvuf’da Bu üç isim de bir anlam taşır. Ancak bir kısım araştırmacı ve yazarların yaptıkları yorum ve görüşler bu bağlamda gerçeği yansıtmadığı kanısındayım.

Dedem Pir Kur Hüseyin , mevcut dergahın bulunduğu karer bölgesi sekiz  köyden ibaret olup Karer Baba Dağı’nın tepesinde mevcut KARER BABA ŞEHİDİNDEN bölge olarak ‘KARER’ ismini  almaktadır. Dergahın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1617 olarak birçok olay ve yaşlıların beyanlarında tesbiti esastır. Dergahın 2006 tarihinde yayımlanan ehl-i beytten dersime isimli kitapta dergahın kuruluşu hakkındaki 1780 tarihin yanılgı olduğu kanısındayız. Dergah merkezi olan Sütlüce Köyü, Bingöl kığı ilçesi önceleri Erzincan’a bağlıydı. 1936 yılında Bingöl Vilayeti İl olduktan sonra Kığı ilçesi, Bingöl İline bağlandı. Kığı /Adaklı bölgesi Karer mıntıkasında 8 alevi Köyü ile birlikte dergahın bulunduğu Sütlüce köyü (Darabi) eski ismi olup bu köyün merkezinde bulunan Kur Hüseyin dergahın 1617 tarihinden itibaren bu bölgeye yerleşen hormek aşiretinin reisi Zeynel Ağa yine kığı ilçesi şu anda Adaklı ilçe merkezi olan (hösnek)  köyü Zeynel mezrasından bir itilaf’tan dolayı göç edip Karer bölgesin’de Sütlüce(Darabi) köyüne yerleşir. Bu bölgede evladı Resul Seyyit olmadığı için Ağa bir zatihi yanına aldığı bir heyetle Tunceli/Mazgirt/Mohundu bölgesinde  cansız duvarı yürüten Babamansurun torunlarından Pir Seyyıt Ahmed’in,Seyyit Pir Kur Hüseyin, Seyyit  Pir Ali ve Seyyit Pir Hasan olmak üzere 3 kardeşi Sütlüce köyüne getirir ve mevcut dergahın bulunduğu mahalde kendilerine bir ev yapar, yerleşirler 4 , 5 veya 6 ncı aylarda cenabı Allah tarafından sırrı hakikatten 2 Evliya bu Eve Sır olarak gelir. Bu Evliyalar zaman zaman çeşitli insanlara, özellikle ak sakallı dedeler sıfatında çeşitli şekillerde güvercin, geyik, özellikle de melek bazen de Rütbeli General, Subay ve Asker  sıfatında görülür. O gün bügün bu dergaha yurt içinde yurt dışında bölge halkı dahil çok çeşitli, kısmen Tıp’ın dahil ve  tıpın tespit etmediği hastalıklar için günlük dahi çok sayıda çeşitli hastalar ve ziyaretçiler gelmekteler.

   “ Üfürükçülerin, muskacıların, kurşuncuların ve falcıların ipdidasından uzak” Hakikat Sırrı ile kişinin inanç ve itikadı doğrultusunda İslam dininin Kuran’ı Kerimin işteatları içerisinde olsun olmasın inansın veya inanmasın her görüşe her dine mensup her insan Babamansur Kur Hüseyin Dergahına gelebilir, ziyaret edebilir. Dergah insan sıfatını taşıyan, Yoksulun, Yetim’in, Yaşlı’nın, Mazlum’un,Dul, Kimsesiz ve  her insanın evidir. Manevi değerdeki ziyaretgahıdır. İlim ve Ahlak Yuvasıdır. Ancak can gözü yani kalp gözü açık olan Evliyaları görebilir. Evliya hikmeti dünya kutbi sırrı hikmettir. Allahın o sır ve hakikattindan haberdar olan ve  Can gözü açık olan her can  Evliyaları görebilir.

   Allah tarafından verilen makamları karıştırmamak lazım.

1.     Evliya makamı ayrıdır  (insan sıfatına bürünmemiş sırrı hikmettendir)

2.     Peygamberler makamı ayrıdır

3.     İmamlar makamı ayrıdır

4.     Melekler Makamı ayrıdır

5.     Şehitler makamı ayrıdır

6.     Pir makamı ayrıdır

7.     Rehber makamı ayrıdır

8.     Mürşut makamı ayrıdır

9.     Seyyitlerin  makamı ayrıdır (seyyit dışında hiç kimse pir olamaz)

10.           Ermiş insanın makamı ayrıdır

11.           Alimin makamı ayrıdır

12.           Şeyh makamı ayrıdır

13.           İyi insanın makamı ayrıdır

14.           Yatır mezar makamı ayrıdır

15.           Talip ve mürüd makamı ayrıdır (pirlik makamı kadar da talip, mürüd makamını hak etmesi gerekir bu makamda 4 kapı 40 makam ve 72 farzdan geçip haberdar olması gerekir)

16.           Dergah postnişi makamı ayrıdır. (pirlik makamını hak eden ancak bu postta oturabilir)

Günümüze dek özellikle manevi tasavvuf’taki ulvi has makamlar birbirine çok karıştırılarak çarptırılmış bunlar yerli yerinde herkes hakkettiği makamıyla çağrılmalı ve hitap edilmelidir ve kişi hak ettiği makamda icraatını göstermelidir.

 Bu makam  zatlarını İllahlaştırmak günah ve ayıptır. Tek bir İllah var oda ‘ALLAHDIR’. Manevi tasaufdaki her makam sahibi  o makamın Ehlidir’ki  Allah o makamı ona nasip etmiştir.

 

BABAMANSUR KUR HÜSEYİN DERGAHINDA GÜNÜMÜZE DEK İCRAAT VE HİZMETLERİ

                 Dergahta: Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafanın Allahın kelamını dinlemek ve o emri  getirmek üzere MİRAÇ dönüşü;  KIRKLAR CEMİNİN kurma ve yapma emrini Allah dan getirdi ve KIRKLAR CEMİNİ kurdu işte o gün bugün Ehli- Beyt evlatları ve sevenleri biz bu hak ve Kelamı olan cemi yapmaktayız. Zaten Kuran-ı Kerim-deki Namaz sözcüğü Selattır. Namazda amaç(CEM, ZİKİR VE İBADETTİR) Bizler de Ehli-Beyt ve sevenleri de bu Cem, Zikir ve İbadeti yapmaktayız. Dergahta günübirlik gündüz dergaha gelip gidenler gündüz de zaman zaman olmak üzere her gece CEM ibadeti yapılmaktadır. Dergahlarda bu CEM ibadeti sınırsızdır.  Dergaha bazen  günibirlik ve zaman zaman Dergaha dost ve Mühiplerin ziyareti yanı sıra her türlü hastalar gelmekte ve Dergah Postnişi ve Anna’nın, hastalara hastalıkları  konusunda sadece dua etmektedirler. “Üfürükçülerin,Nuskacıların,Falcıların,Kurşuncuların her türlü fetbazcıların bu gibi dengesiz, Hareketlerinden uzak’ Sadece bir Evladi Resul olarak Evliyaalar katında Cem,Zikir,  İbadet,Dua ve Allaha sığınarak hastalara Üçler,Beşler,Yediler,On İkiler,On dürtler, On Yediler, Otuzikiler, Kırklar,Yetmişikiler ve Alahın tüm sevdiklerine ve Hak Kelamı olan Kuran-i Kerim olan İlmine sığınıp Dua ederek  hastalara duadan başka bir uygulama yapılmaz ve bilinmez.

 

DERGAH’DA İSLAM’IN TEMEL İLKESİ OLAN  EHLİ-BEYT İNANCINA GÖRE  MİLLİ DİNİ BAYRAMLARI VE MANEVİ GÜNLERİMİZ  VE GECELERİMİZDE YAPILAN CEMLERİMİZ;

Dergahda her gece cem var ancak, Evliyalar için özel bir gece Cem yapılır.Bu Özel Cem’ide Dedelerimiz’den bir kural olmuş. Hz.Hızır Cemiyle birlikte yapılmaktadır.Evliyalar’ın ve Hızır’ın Kurbanları ayrı ayrı aynı gece kesilmektedir.Mübarekler emr ederse o gece, Evliyalar emrederse Dergaha gelen TALİP,MÜHİP ve DOST ile MİHMANLAR’a HAKİKAT Perdesi TARİKİ MÜSTAKİM AÇILIR ve SIRRİ Hakikatı can güzü açık olan gürür ve Mübareklerin Suyu tüm canlara dağıtılır.Cem ve zikir,ibadetler devam edilir.Ayrıca Müsaiplerin Evliyalara görünmesi ve Görgü Cemlerinin mutlak surete Dergahlarda yapılması zorunluluğu vardır.Evliyaların bulunmadığı Makam Dergah değildir.Görgü cemi yani Müsaiplerin didari hakka çıkması Evliyalar’ın Makamı olan Dergahlarda yapılması İmam Ali ve Hz. Peygamber’in Sırrı belagasında Allahın emridir.Bunun dışında  da bir uygulamanın yapılması doğru değildir.

1-Hz. Peygamber Muhammed Mustafa’nın Doğumu  ve Hakka      Yürüdüğü günlerimiz.

2-Hz. Hızır’ın Ümür boyu bütün sıkıntılara kavuşmanın anma günlerimiz.                                                                                                      3-İmam Ali’nin Doğumu ve Hakka Yürüdüğü günlerimiz.

4-İmam Hasan’ın Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

5-İmam Hüseyin’in Doğumu ve Hakka yürüdüğü ğünlerimiz.

6-İmam Zeynel Aba’nın (Seyyidi Secaat) Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

7-İmam Muhammed Bakır’ın Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

8-İmam Caferi Sadık’ın Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

9-İmam Musai Kazım’ın Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

10-İmam Ali Rıza’nın Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

11-İmam Muhammed Taki’nin Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

12-İmam Ali’yül Naki’nin Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

13-İmam Hasan’ül Askeri’nin Doğumu ve Hakka yürüdüğü günlerimiz.

14-İmam Mehdi Sahibi Zaman’ın Doğumu ve Canlı olarak SIR olmanın ve geleceğine dair ANMA günümüz.

15-Yasi Mahi MUHAREM’ DE 12 gün Oruç günlerimiz.

16-Pir’in Evine geliği günlerimiz.

17-Pir Rehber’in Evine geldiği günlerimiz.

18-Pir Mürşüdün Evine geldiği günlerimiz.

19-Din yolundaki Müsaib Kardeşin’in Evine geldiği günlerimiz.

20-Din yolundaki Kirve’nin evine geldiği günlerimiz.

Ehli-Beyt Mühipleri cümlemiz ikrara bağlıyız.” Ki Talip olan her can bu Milli günlerin gereğini Kurban kesme şartı yok,imkanlar dahilinde Cem, Zikir ve  İbadet’ini yapmalıdır. Dergahlarımızda 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler kanunuyla kapandığı için Dergahlarımız ev olarak kullanılmaktadır.

                        21-Ramazan Bayramı’ nda Halka Namazını Cem ibedeti şekline kılınır.

                        22-Kurban Bayramı’nda Halka Namazıyla birlikte Kurbanlar da arzu eden keser

                        Özelikle Tüm mili dini Yas ve Bayramlarımızda Yoksulara,Yetimlere ve Yardıma muhtaç olanlara yardım elinin uzatılması Allahın Kur’anı Azımşanda emri olduğu gibi İnsanlık gereğidir. 

 

 PİR KUR HÜSEYİN DEDE’NİN HAYATI VE KİŞİLİĞİ HAKKINDA KISA BİLGİLER.

 

 

Pir Kur Hüseyin insanlığı güzelliğe davet eden sevgili Pir  sonra da Alevilere önderliğini sürdürdü. Ehlibeyt sevdalıları onun "Dergahdaki Davranişlarına,Kerametlerine,Düşünce ve İlim "’lerine  uymaya devam ediyorlardı ve bütün talip ve mühipler o pire aşık ve Pirde Mühipleri yanı sıra tüm İnsanlara aşıktı.

Bazıları cahillikten ya da art niyetten Aleviliği İsamiyeten ayırıyorlar, bir kısım insanlar Aleviliği  yanlış tanıtıyor, yanlış algılıyor, yanlış değerlendiriyorlar. Olayın özü; İslamın Özü Aleviliktir. Aleviliğin Özü’de İslamdır.Bunların başıda. Hz. Peygamber ve İmam’lardan sonra da Pir’dir.Ebu Süfyanın İslamiyeti değil.İslam  Pir’siz.  Pir de  İslamsız düşünülemez.

Pir Kur Hüseyin Dedemin şu hikmet dolu sözleri, insanlık yaşadığı müddetçe ve dünya döndükçe haklılığını ve yol göstericiliğini sürdürmeye devam edecek.

 

1-"Yol gösterici olmayan insanlar, ahmak ve faydasızdır."

2-"Zararlı yemeklerden sakınan insanın, sonu ateş olan günahlardan sakınmamasına hayret ederim."

3-"Durmadan gülüp duran insanin , gafilliğine veya aklının az olduğuna hükmedebilirsiniz."

4-"İnsanlara düşmanlık etmekten uzak dur."

5-"İnsanların meclisi, insanı düzeltmeye doğru götürür."

6-"Müminin,  mümin kardeşinin yüzüne sevgi ve muhabbet ile bakması, ibadettir."

Bilinmesi gereken,Pir Kür Hüseyin  Dedesi,  Pir Babamansur gibi hakkı ve hakkaniyeti temsil ettiğidir. Doğruluğu temsil ettiği için zalimlerce, dünya malına yenilen, kinli, kibirli kimselerin hedefi olmuş.Dedesi.  İmam Muhammed Bakır’ın Babası. Dördüncü İmam Zeynel Abidin, yol göstericiliğini  örnek almıştır. Pir Kür Hüseyin Dedemin İlim ve Ahlakı günümüze dek  ışık  olarak devam etmekted

Pir  Kur Hüseyin’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bazı bilgiler 1600  yüz yıllarında doğduğu yönündedir.

,        Pir Kur Hüseyin: Büyük Dedesi Muhammed Mustafa, Şahi Merdan Aliyel Mürteza.  12 İmam  ve İmam Caferi Sadık’tan, Dedesi Pir  Babamansur’a dek,  Kur’an ve  İslam düstürü doğrultusunda. Kırklar Cemi’in ibadetini Dergahında, sınırsız gece gündüz devam etmiş. Talip, Mühipleri yanısıra Alevi,Suni,Laz,Çerkez,Dini  inancı ne olursa olsun insanlar arasında ayırım yapmadan Dünya insanları arasında ciddi Dergah işlevliğini sınırsız hakikat aşkıyla seyitlere ve İnsanlara örnek bir Pir olmuştur.

Pir Kür Hüseyin  her daim için fikirleri ve hareketleri ile örnek bir kişi oldu. Düşmanlarının bile takdirini kazanacak kadar yardımsever, alçakgönüllü, bilgili, cesur bir şahsiyettir.

Pir  her daim fakirlere, ihtiyacı olanlara yardım ediyordu. Fakat bu yardım Dergaha gelen lokmalar ve  Fakirler bu cömert insanın Pir Kur Hüseyin olduğu, Dolayısıyla o kutsal Pir, Hak için yapıyordu yaptıklarını, gösteriş için değil. Bu haliyle de hâlâ insanlığa örnek olmayı sürdürüyor

 her daim kinden, kibirden, kirlilikten kaçınmıştır. Kendilerine söven birisine; "eğer ben dediğin gibiysem, Allah’ın beni yargılamasını dilerim. Ama dediğin gibi değilsem, dilerim Allah seni bağışlasın" demişti.

Pir Dedesi ve soyundan geldiği  beşinci imam Muhammed Bakır’dan İlmimi,Ahlak  ve marifetimi  ondan o zaatan aldığını  söylemiş ve  tüm seyyidlerinde uymaları gerekir demiştir.

 

 

         Pir Kur Hüseyin Dede, tarihin en önemli dönemlerinden biri olan Osmanlı saltanatı döneminde yaşadı. Pir Kür Hüseyin, saltanat sahiplerinin kendisine sunduğu bütün teklifleri reddetti. Pir Kur Hüseyin bu dönemde Bu Memlekete getiren o günkü Talip ve Mühipler  İlmi yetenekleriyle manevi değerlerine bağlı ve cidi bir talip olmaları  yaanısıra birlikte  ilmi toplantılar düzenlediler,Evlerde ve Dergahda  dersler verdiler.Karer Bölgesi ve Halkının Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde Aşiretler arasında. Günün aşiret reisleri  Pirini çevre ve İnanç Önderleri arasında Üstün meziyet ve büyük yeteneklere sahip olması için gece gündüz ciddi bir eğitim seferberliği içinde 8 pare Karer ve Doğu Güneydoğu Bölgesine gerek İnanç ve diğer Bilimsel yöndende; Bu derslere ve toplantılara binlerce insan katıldı. Pir Kür Hüseyin’de, Dedesi Ulu Mansur gibi ayrıca Büyük Dedeleri Caferi Sadık gibi  bütün kutsal imamlarda olduğu gibi derin bir bilgiye sahipti. Pir Kür Hüseyin bu bilgilerini öğrencileri vasıtasıyla bütün insanlığa ulaşması için çalıştı. Pir  salt dini bilgiler değil, insanlığın sorunlarına çözüm için diğer alanlarda dersler verdi. Pir’ın bu dersleri sonucu onlarca ilim sahibi insan yetişti. Hatta bazı Sünni alimler bile onun öğrencisi olmakla övünürlerdi.

Pir Kür Hüseyin, öğretmenliğinin yanı sıra ahlâklı kişiliği ile kendisiyle tanışan insanları etkiliyordu. Onunla tanışan, onun derslerine, sohbetlerine katılan bir çok insan onun etkisinde kalmış, bilgisinden, davranışlarından etkilenmiştir.

 

             

SEYYİT PİR KUR HÜSEYİN’İN DEDENİN SAYISIZ ÇOK     KERAMETLERİNDEN SADECE 4 KERAMETİNİ ALIYORUZ                                                   

 1.KERAMETİ: Pir Kur Hüseyin (KUR) lakab ismini bir kerametinden alıyor. Bir gün 2 kureşanlı seyit köyden geçerken dergaha uğramadan Küçük Ağa (Ağaköy mezrasına) giderler. Köyde bunu duyan Zeynel Ağa  seyyitlerin dergah talipleri olmasına rağmen dergaha gitmediklerine çok üzülür ve evinde Pirim Seyyit Hüseyin bu gece bu seyitleri dergaha getirmese sabah Pirimi sürgün ederim. Ağanın evinde söylemiş oldukları bu sözleri Pire ayan olur ve siyah bir çöl alıp Evliyaların önünde küçük temburunu(sazını) alır ve zikire devam ediyor koyunların meleme sesi geldiğinde eşine(Annaya) kapıyı aç kapı açıldığında 2 tane kulağı kesik kur koyun içeri geliyor. mevsim kış 2 metre kar var. Ağa mezrasında taliplerin kurban olarak kulağı kesik 2 tane koyun kurban etmek üzere tekbir etmeye getirdiklerinde bu 2 koyunun kaybolduğu sır olduğu gören seyitler ve mezra halkı tüm talipler ağlayıp sızlamaları sonucu seyitlerin ağlayarak biz dün dergaha uğramadık Pir Hüseyin ve Evliyalar bize dargındırlar bu Pirimin kerametidir koyunlar dergaha gittiler, canlar ne yüzle Pire gidelim çabuk bizi Pire götürün Pir bizi affetsin o arada dedeler ve mezra halkı kuşanarak doğru dergaha geliyorlar ve her iki kur koyunu orda gözüyle görüyorlar. Pir kurbanları tekbir edip kestikten sonra dergahta cem erkanı yürütülüyor. İşte mübarek Pir Hüseyin dede Kur lakabını bu ulvi kerametinden alıyor.

2.KERAMETİ: Olayın tarihsel kökeninde şöyle bir kerametin varlığına inanılır seyit Kur Hüseyin(Kol) Dergahında ve büyük bir cemde muhipler tarafından keramette isteni. Seyit Kur Hüseyin(Kol) çürümeye yüz tutmuş kuru bir ağaç dalı alır ve cebindeki mendili üstüne örter. Bir kaç dakika sonra mendilini kaldırdığında yılların çürümüş ağaç dalının yeşerip yaprak açtığını gören muhipler kendisinden af dileyerek kerametine ve ululuğuna ciddi bir şekilde bağlanırlar. Bu bağlılık kısa süre içinde geniş bir yöreye yayılır halen devam etmektedir.

3.KERAMETİ:Seyyit Kur Hüseyin (Kol) hakka yürümeden 3 gün önce rahatsızlanıyor. Zeynel Ağa ve diğer aşiretlerin ileri gelenleri dergaha toplanıyorlar. Seyit Kur Hüseyin e(Kol) “mevsim kıştır, etrafımız sen tanıyor ve inanıyor. Ölüm hepimiz içindir vasiyetini ve mezar yerini mekanını hazırlayalım ceddinize yakışır hizmetlere başlayalım ve seni öyle uğurluyalım” diye ağlar ve ağıtlar yakarlar o zat ise “vasiyetim yoktur, mekanımı ceddim, evimdeki evliyalar, büyük dedem Hz Muhammed ve 12 imamlar bilirler. Ben yarın hakka teslim olacağım Naaşımı bir kızağın üzerine koyunuz ve kızağı ellemeyiniz. Kızak kendiliğinden gidecektir. Korkmayınız ve siz sadece peşimden gidiniz. Kızak nerede durursa mekanım orasır, beni orada defn ediniz.” Der ertesi gün de gerçekten Hakka yürür. Cenaze hizmetleri bitince naşı bir kızağın üzerine bindirilir, kazak kendiliğinden ve hiçbir el sürülmeden tahminen 600 metre düz yolda, 400 metre de %60 yokuş rampada kayıp gider o gün cenaze merasimi vesileyle orada bulunan, kendisine el verip bağlanan büyük Zeynel Ağa olaya şahit olan binlerce muhip hep beraber ağlayarak kızağın peşinden giderler ve naşı Sütlüce ile Sarıdibek köyleri arasındaki Korikam tepesinde defn ederler. 

4-KERAMETİ:birinci Dünya savaşında bölge Çarlık Rusyası askeri  tarafından işgal edilir. Kığı Karer bölgesinde 1916 yılında Rusların eline geçer Sütlüce Darebi köyü Rus askerlerin içinde muhtemelen az sayıda bulunan tedhişçi sabotaşcı askerler tarafından kısmen yakılır o gün yaşıyan olayı gözüyle görüp anlatan yaşlılarımıza  göre burada bulunan dergah Rus askerlerinin uğraşlarına rağmen yanmaz.dergahı yakmaya gelen bir subay ile iki Rus askeri Dergahın  içinde aniden ciddi bir şekilde hastalanırlar askerler bunun üzerine dergahı yakmaktan vazgeçerler buna tanık olan köylüler bu olayı dilden dile Anlatarak günümüze kadar Dergahın bu ulvi kerameti kuşaktan kuşağa aktarırlar.

 

BABAMANSUR KUR HÜSEYİN DERGAHIN KURUCUSU 1.NCİ POSTNİŞİ

   PİR KUR HÜSEYİN’İN DÜNYA İNSANLARINA  KISA ALTIN  SÖZLERİ


1-İnsanları seviniz.  Münafık kimseyle dilinle anlaş ve geçin. Sadece mü`mini kal­binle sev. Bir yahudi bile seninle oturursa ona karşı iyi davran.

2- Hal ve Hilim birliği içinde Kim İslam kardeşine yardım etmek ve ihtiyacını karşıla­mak için gayret göstermekten (ihtiyacı ister giderilsin, ister giderilmesin) çekinirse, günahı olan, sevap da almayacağı  bir ihti­yacı karşılamak için çaba göstermeye duçar olur. Allah`ın razı olduğu yerde malını infak etmekten sakınan cimri kimse de, o malın kaç kat fazlasını Allah`ın sevmediği bir yerde sarfetmeye duçar olur.
sahibi olun, ilim beraberliğinden daha güzel bir beraberlik yok­tur.

3-Karekter,kabiliyet ve Kemalin tümü, din hususunda derin bilgi sahibi olmak, musi­betlere karşı sabretmek ve geçim masrafını ölçülü bir şekilde ayarlamak ve kullanmaktır.

4-Ceddim Ehli-Beyt sadakatı üzerine Allah`a andolsun ki mütekebbir (büyüklük taslayan) kimse, Allah`ın rıdâsı (sıfatı) üzerinde, O`nunla münakaşa ediyor. (Çünkü ululuk Allah`a mahsustur; kulun büyüklük taslama hakkı yoktur.)

5- Bir gün  Pir Kur Hüseyin yanında bulunanlara: "Yiğitlik nedir?" diye sordu. Onlardan her biri bir şey söyledi Pir buyurdu ki: Yiğitlik aşağılanmamak için tamah et­memen, fakir olmamak için başkalarından bir şey istememen, sövülmemek için cimrilik yapmaman ve kendine düşman kazan­mamak için de cahillikte bulunmamandır. "Kimin buna gücü yetebilir?" dediklerinde de Pir buyurduki "Gözde bebek, kokularda misk ve bu günlerde de halife gibi kıymetli olmak is­teyen bir kimsenin buna kudreti ola­bilir." buyurdular. (Halife, halkın örfü hasebiyle zikredilmiştir. Yoksa zalim halifenin Pirin yanında bir değeri yoktur.)

6- Bir gün talibin birisi,Pirin huzurunda: "Allah`ım, bizi bütün halkından ihtiyaçsız kıl." dediğinde, Pir Kur Hüseyin şöyle buyurdu: Öyle deme. “Allah`ım, beni halkın kötülerinden müstağni kıl (onlara muhtaç etme)" de. Çünkü mü`min, kardeşinden müstağni değildir.

7-ALLAH ve Ehli-Beyt ve  Hak üzerine  kıyam et. Seni ilgilendirmeyen (veya faydası ol­mayan) şeyden uzaklaş. Düşmanından çekin. Dostuna karşı, Allah`tan korkan emin kimse hariç, ihtiyatlı davran. Günahkârla arkadaş olma ve onu kendi sırrına da vâkıf kılma. İşlerinde Allah`tan korkan kim­selerle istişare edin canlar.

8-Ömründe sadakatla yanlışlık yapmayan Yirmi yıllık arkadaşın akrabandır.

9-Canın,Malın ve Sadakatınla Gücün yetiyorsa ilişkin olan herkesten, iyilikte üstün olmaya çalış ve insanlık sadakatını göster.

10-Dünya yaşamında ve insanlık Felsefesinde: Üç şey, dünya ve ahiret güzelliklerindendir: Sana zulüm edeni affetmen, seninle ilişkisini kesenle ilişki kurman ve sana karşı cahillik yapana yumuşak ve olgun davranmak ve sevmek.

11- İnsanlık Aleminde, Zulüm üç çeşittir: Allah`ın affetmeyeceği zulüm ve Allah`ın ondan vazgeçmeyeceği (hesapsız bırak­mayacağı) zulüm. Allah`a şirk koşmaktır.İnsanın kendisiyle Allah arasında olan bir şeyde kendisine zulüm etmesidir. Allah`ın ondan geçmeye­ceği
13-Yaşam boyu içerisinde Allah`ın bütün müsibetleri ve takdirleri, mü`minler için hayırdır ve her müsübette bir hikmet vardır bunu hiçbir zaman unutmayınız müsübetler ve sıkıntılar geldiğinde sakın isyan etmeyiniz çok sabırlı olup şükr ediniz.

14- Esmaül-Hüsnanın 101 ismin hakkı için Allah-u Teâla, insanların, bir şey istediklerinde, birbirlerine ısrar etmelerini sevmez; ama onu kendisi için sever. Kendisinden bir şeyin istenilmesini ve indinde olanın ısrarla talep edilmesini sever.

15-İnsanlara Sırrı Hakikata  Allah-u Teâla, her kimin batınında ona bir öğüt verici yer­leştirmezse, halkın öğütleri ona fayda vermez ve meyvesiz ağaçtır.

16- Allah’ın Sırrı Hikmette hak eden kullarına Zahiri batınından görenlerin (amel) terazisi hafif olur.

17- Nice insanlar var ki, biriyle karşılaştıklarında: "Allah, düşmanını helak etsin" derler; oysa ki onun Allah`tan başka bir düşmanı yoktur çünkü nefsine ağır geleni başkasına mal etme.

 

 

 

KÜR HÜSEYİN DERGAH’IN  2. PİRİ VE POSTNİŞİ
PİR SEYİT MEHMET’İN DÜNYA YAŞAMI VE HAYATI HAKKINDA KISA BİLGİLER


Pir Seyyit Mehmed’in doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bazı bilgiler 1700 yüz yılında  Mevcut Dergahda KARER Sütlüce (Darabi) Köyünde  doğduğu yönündedir.Pir Mehmed’in düşünceleri,Doğu Anadolu ve İçanadolu daha başka Alevi önderlerini etkilemiştir. Bazı bilgilere göre Pir Seyyit Mehmed’in dedesi Ulu  Babamansur  gibi Anadolu Aleviliğinin fikir babası olduğu yönündedir. Pir Seyyit Mehmet bir noktada hedefi göstermiş, yapılması gerekenleri öğretmiş, Doğu Anadolu  ve İçanadolu ile  diğer erenler de uygulamışlardır.

Pir  Seyyit Mehmet büyük bir bilgindi. Bilgilerini insanlarla paylaşıyor, onlara gerçeği anlatıyordu. Öğrencileri ve Mühipleri günden güne artınca, devrin çevre bilginleri bir tedirginlik sardı. Pir Seyyit Mehmet çevre bölgelerden bir çok Sünni din bilgini ile karşılaştırıp, onların soracağı sorulara cevap vermesini isteyecek, böylece Pir Seyyit Mehmet soruları bilemeyecek ve halkın gözünden düşmüş olacaktı. Ama plânları ters tepti. Çünkü tartışma günü  Sünni bilginleri, Pir Seyyit Mehmet’e değil soru sormak ne diyeceklerini unuttular. Pir Seyyit Mehmet onlara yöneticilerinin huzurunda gereken cevabı verdi ve şöyle devam etti:

“Sizler hilafetin ve şeriatın medreselerinde öğrenim gördünüz. Bunun hiç bir önemi yoktur. Öğrendikleriniz bilimsel olmadığından, hepsi de unutulacaktır. Geçersiz olacaktır. Ama İlm-i Ledün’ün medresesi yoktur. Kağıdı ise gönül sayfasıdır. Onun kalemi insanın kalbidir. Bu ilmi öğrenen her iki dünyada da mesut ve bahtıyar olur.

Pir Seyyit Mehmet bir çok öğrenci yetiştirmiş, Ehlibeyt’in aydınlık yolunun insanlığa ulaşması için Dergahda çok cidi çalışmıştır.

 

KUR HÜSEYİN DERGAH’IN  2. PİRİ VE POSTNİŞİ
PİR SEYİT MEHMET’İN DÜNYA İNSANLIĞINA KISA ALTIN  SÖZLERİ


1-Dünya İlminden faydalanılan alim, yetmiş bin abidden daha üstündür ve insanlığa bir ışıktır.

2- İnsan tüm insanlardan; kendisinden üsttekini kıskandığı ve kendisinden aşağıdakini de küçümsediği sürece alim sayılmaz.Allah onu cezalandırır.

3-Pir Seyyit Mehmet  "Allah`a isyan eden, O`nu tanımamıştır." buyurup şu manzumeyi okudular:
Gönlü kara bulutlu,kalbi perdeli
Sevdiğini söyler, isyan edersin O`na
Maznunum der,kelamdan haberi yok 
Acayip bir iştir bu, andolsun ki canına
Hakkı seviyorum der,candan haberi yok
Sevgin gerçek olsaydı, itaat ederdin O`na 
Mecnun misali gezer,aşktan haberi yok
Çünkü aşık maşukun, sözünden çıkmaz asla.

4-İnsan oğlu. Dünya malına yeni kavuşmuş bir kimseye muhtaç olmak, yılanın ağzındaki paraya muhtaç olmaya benzer; bir taraftan ona muhtaçsın, diğer taraftan ise tehlikedesin.

5-Adem sıfatını taşıyan insan. Üç haslete sahip olan, onların vebalini  (cezasını) çek­medikçe ölmez: Zulmetmek, sıla-i rahmi kesmek ve yalan yere yemin etmek ki, Allah`a karşı savaşmaktır. Sevabı çabuk ulaşan itaat, sıla-i rahimdir. Bazı insanlar facir olur, (ama) ilişkileri ve birbirlerini sevmeleri sebe­biyle mal ve servetleri artar. Yalan yere yemin etmek ve sıla-i rahmi  kesmek (akrabalara kötü davranmak) yurtları harabeye dönüştürür insanlığı yok eder.

6-Kabiliyet,Yetenek ve Marifetsiz yapılan amel kabul olmaz; amelsiz de marifet  ol­maz. Kim (Allah`ı) tanırsa, marifeti, onu amel etmeye sevkeder; marifeti olmayanın ameli kabul olmaz.
İnsanlıktan payını almamıştır.
7- Allah-u Teâla yaratıklarından bazılarını hayır ehli kılmış, hayır işi onlara sevdirmiş, hayır talep edenleri onlara yöneltmiş, yağmuru göndermekle kurak yeri ve ehlini diriltmeyi kolay­laştırdığı gibi iyi işleri yapmayı da onlara kolaylaştırmıştır. Allah-u Teâla, yaratıkların­dan bazılarını da hayır işe düşman kılmış, hayırı ve hayır işi yapmayı da onlara sevdirmemiş, hayır talep edenlerin onlara yönelmesini yasaklamış ve bazen kurak yeri ve ehlini helak etmek için yağmurunu oradan esirgediği gibi, hayır bir iş yapmayı da onlara yasaklamıştır;

8-Allah Kardeşinin (sana karşı) kalbindeki sevgisini, kalbindeki (ona karşı) sevginle tanı.
Emrini vermiştir.
9-İnsan oğlu İman, sevgi ve buğzdan ibarettir.Bunu fark edene ne mutlu.

10- Bizim sevdiklerimiz ancak Allah`tan çekinen ve O`na itaat eden kim­selerdir.Taliplerimiz ancak tevazu, huşu ve emaneti eda etmek, Allah`ı çok anmak, oruç tutmak, Cem, Zikir ve İbadet etmek, anne ve babaya iyilikte bulun­mak, fakir, borçlu ve yetim olan komşuların karşısında kendilerini sorumlu bilmek, doğru konuşmak, Kur`ân okumak ve insanlar hak­kında iyilikten başka bir şey söylememekle tanınırlar ve onlar kendi kavimlerinin emin insanlarıdırlar.

11-İnsanoğlu’nun gizlediği Dört şey hayır hazinelerindendir: İhtiyacı gizlemek, sadakayı gizlemek, ağrıyı bildirmemek ve musibeti söylememek hikmeti sırdır.

12-İnsan Dili gerçeği söyleyenin, ameli temiz olur. Niyeti iyi olanın, rızkı çoğalır. Ailesine karşı güzel davrananın ise ömrü uzar.hiç bir yerde mahçup olmaz.

13-Ey Nas  Sakın tembellik ve sabırsızlık etme. Çünkü bunlar her şerrin anahtarıdır. Tembellik eden hiçbir hakkı eda edemez. Sabırsızlık eden de hiçbir hakka dayanamaz (biraz sinirlenmekle haktan el çeker).sabır ve çalışkanlık insanı ışığa götürür.

14-Her- Kim Allah’a iman etmek, kardeşine vefalı kalmak ve Allah`ın rızasını talep etmek üzere Allah yolunda bir kimseyle kardeş olursa, Allah`ın nurundan bir ışık, azabından bir aman (güvence), kıyamette kendisini kurtarıcı bir delil, kalıcı bir izzet ve yüce bir şân kazanmış olur. Çünkü mü`min, ne Allah`a ektir ve ne de O`ndan kopuktur. "Bu sözün manası nedir?" dediklerinde, İmam şöyle buyurdu: "Ek değildir" yani o, Allah değildir. "O`ndan kopuk değildir" yani o, başkasından değildir."İnsanoğlu yaratılırken Allah nurundan yaratmıştır.Her ne ararsan insanoğlundan ara bulursun.

 

 

 

DERGAHIN 3.NCÜ PİRİ VE POSTNİŞİ

PİR SEYYİT  ŞAH  İSMAİL’İN YAŞAMI VE HAYATI HAKINDA KISA BİLGİLER


Pir Şah  İsmail, düzenlenmiş bir belge olmamakla  beraber 1800 yıllarında, günümüzde, Sütlüce (Darabi) Köyündeki Mevcut Dergahda doğmuş ve  Karer   bölgesinde yaşamıştır. Pir Şah İsmail  ile ilgili bilgiler oldukça azdır. Bu  dergâh Postnişi ve  sahibi Babası Pir Seyyit Mehmet Oğlu Şah İsmail gibi  bir pir, rehber ve mürşit yetiştirmiştir.  aydınlatıcılar, gönül erenleri yetiştirmiştir. Özelikle Dergahda Kuran’i Kerim’in tüm emirleri doğrultusunda 12 İmamların İslam içtaat ve icraatları ile Kırklar Cemin ibadeti içinde 4 kapı 40 Makam ve İmam Caferi Sadıkın düstürü içinde tüm hizmetleri bilgileri eksiksiz olarak Talip ve Mühiplere Şehir Kasaba ve Köy Köy gezerek hizmetleri yürütmüştür.

DERGAHIN 3.NCÜ PİRİ VE POSTNİŞİ    

PİR SEYYİT  ŞAH  İSMAİL’İN DÜNYA İNSANLIĞINA KISA ALTIN  SÖZLERİ

 
1- İsanlığın en büyük ayıbı:Kişinin başkasında gördüğü bir ayıbı kendisinde görmemesi, terkedemediği bir şeyle başkasını ayıplaması ve kendisini il­gilendir­meyen bir şeyle arkadaşını incitmesi, kendisini aldatması için yeterlidir.bunu fark etmesi kadar engin olamaz.

2- Hoşgürü veTevazu; makamından aşağı olan bir yerde oturmaya razı ol­man, karşılaştığın herkese selam vermen ve haklı olsan bile münakaşayı terketmendir.Bunu devamlı unutma.

3-Allaha teslim olan Mü`min, mü`minin kardeşidir; mü`min kendi kardeşine ne küfureder, ne onu iyilikten mahrum bırakır ve ne de ona su-i zanda bulunur.Mü’min Kalbi Tahti paydır Denizdir.

4- Pir Şah İsmail oğluna buyurdular ki: Hakka tahammül et; çünkü hak olan yerde bir şeyi esirgeyen, onun iki katını batılda harcar.Doğru ve mazlumun yanında yer al, haklıyı haksıza ezdirme ve hakikat terazisinden ayrılma.

5-İnsanoğlundan Kime ahmaklık verilmişse, iman ondan uzaklaştırılmıştır.Allah islah etsin.

6-Allah-u Teâla çirkin söz söyleyen, ağzı bozuk adamı sevmez.Kalp temiz olursa dilden güzel söz çıkar.

7-Cenabi  Allah-u Teâla`nın, geçimde darlık ve ibadette gevşeklik gibi, vücut ve kalp hakkında cezaları vardır. Hiç kimse, katı kalplilikten daha büyük bir cezaya uğramamıştır.

8-İnsanlara  Kıyamet gününde bir çağrıcı: "Sabredenler nerededir?" diye çağrıda bulunur. İnsanlardan bazı gruplar ayağa kalkar. Daha sonra: "Mütesabbirler (kendilerini sabretmeye zorlayanlar) nere­dedir?" diye çağrıda bulunur; yine insanlardan bazı gruplar ayağa kalkar. “Canım sana feda olsun, "sabreden" ve "mütesabbirler" kimlerdir?” diye sorduğumda, Pir Şah İsmail şöyle buyurdu: "Sabredenler", farzları eda etmeye tahammül eden, "mütesabbirler" ise haramları terketmek için kendilerini sabretmeye zorlayan kim­selerdir.

9- Allah buyuruyor ki: "Ey Ademoğlu! Haram kıldığım şeyler­den kaçın. Böyle yaparsan insanların en takvalısı olursun.İnsanlığa giden yoların karanlık olur.

10-Ey insanoğlu. En üstün ibadet, karın ve fercin (ırzın) iffetidir. (Onları haram­dan korumaktır).Gözün ışığından ayırmamaktır.

11-Gönül alçaklığı (Enginliği) Hoş davranış ve güler yüzlülük, sevgiye yol açar ve Allah`a yakınlaşmaya vesile olur. (Nitekim) asık surat ve ekşi çehreli ol­mak da nefrete yol açar ve Allah`tan uzaklaşmaya sebep olur.çaresiz ve yalnız kalır.

12-Canlar Yaptığım ilk iyiliğin korunup kalpte yerleşmesi için ardın­dan başka bir ihsanda (iyilikte) bulunmam kadar, muhabbet ve dostluğu kazandıracak bir vesilem yoktur. Çünkü sonraki ihsanları esirgemek, önceki ihsanlara yapılacak teşekkürleri de keser. (Önceki ihsanlara karşı teşekkür eden, sonraki esirgemelerden do­layı nankör olur.) İhti­yaçları henüz yeni iken karşılamamaya, gönlüm razı olmaz.

13-İlim,Ahlak, İman ve hayâ aynı köke uzanmaktalar; biri giderse diğeri onu izler.İnsanoğlu yok olup gider.

14- Bu dünya, hem iyi ve hem de kötü insanlara verilir. Ama Allah-u Teâla, bu dini, İlmi ve Ahlakı sadece özel kullarına verir.

15- İman, ikrar ve ameldir. İslam ise yalnız ikrardır.İkrarınıza bağlı olun Mahşere dek vazgeçmeyıniz. O sizi güzeliğe aydınlığa ve insanlığa gütürür.

 

 

 

 

DERGAHIN  4.NCİ  PİRİ VE POSTNİŞİ

PİR SEYYİT  MEHMET’İN YAŞAM VE HAYATI HAKKINDA KISA BİLGİLER

 

Değerli babası gibi
Bu iki yüce şahsiyet arasındaki köklü ailevi toplumuna bağlılıkla karekterli bir şahsiyette sahipti.Pir Seyyit Mehmet 1900 Yıllarında Sütlüce (Darabi) Köyü Karer/Kiğı Bugün Adaklı İlçesi/Bingöl bu köydeki Babamansur Kur Hüseyin Dergahında Doğmuş ve Burada Hakka Yürümüş bütün yaşamı bu Dergahın hizmetinde geçmiştir.  Pir Şah İsmail’in oğlu  Pir Seyyit Mehmet’i  iyi eğitmesi ve onu özel lütuflarından yararlandırması için uygun bir zemin hazırlamıştı.

Pir Seyyit Mehmet.Babası Pir Şah İsmail’i   kendisi o değerli lütufları şöyle anıyor:
“Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı;... beni koklardı; lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, geyiğin  yavrusu,nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim;o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Deşt Yaylaları dağlarındaki Şehitlere  çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi.”

On üç yıl böylece geçti,  İnzar ayetinin emri gereği Babam Pir Şah İsmail  kendi akrabalarını ve tüm Mühip ile inananları İslam Dinini  Kurani Kerimin tüm emirleri ve Kırklar Cemi’nin 4 Kapı 40 Makam. 72 Farzın İmam Caferi Sadık’ın İçtaatları doğrultusunda. Ehli-Beyt 12 İmamların ve Ebu Ecdadının İlim ve ahlakına davet etmek, İlim ve irfanı öğretmekle yükümliydi ve bunun gerçek gereklerini bütün ömrü boyunca Doğu ve Batıda Ehli-Beyt sevgililerine öğreti ve gerçek icraatı ile yerine getirdi.

DERGAHIN  4.NCİ  PİRİ VE POSTNİŞİ

PİR SEYYİT  MEHMET’İN DÜNYA İNSANLARINA KISA  ALTIN SÖZLERİ



1- İman, kalpte olan şeydir. İslam ise sadece, evlenme, miras ve canın korunması gibi İslam`ın zahiri hükümlerinin uygulan­masına vesile olur. İman İslam`la ortaktır; ama İslam imanla ortak değildir.

2-İnsan olmanın ufkusunda her kim bir hidayet kapısını (halka) tanıtırsa (iyi bir gelenek mey­dana getirirse), onunla amel edenlerin sevabı miktarınca ona sevap yazılır ve onların sevabından da bir şey eksilmez. Kim de bir sapıklık kapısını halka tanıtırsa (kötü bir gelenek oluşturursa), o sapıklıkla amel edenlerin tümünün cezası kadar cezası olur ve on­ların cezasın­dan da bir şey eksilmez.

3- Karektersizlik ve haset, mü`minin ahlakından değildir. Ama ilim tahsil etmek uğrunda olursa sakıncası yoktur. (Yani muallime yanlış yapmanın ve ders arkadaşına gıbta etmenin sakıncası yoktur.)

4- Bilmediği bir şey hakkında kendisine soru sorulan alimin, "Allah daha alimdir" demesi uygundur. Ama alim olmayan bir kim­senin böyle demesi uygun değildir. (Diğer bir rivayette de Pir’in bu konuda şöyle buyurmuştur. "Alim olmayan bir kimse soru soranın kalbinde şüphe uyandırmamak için açıkça "bilmiyorum" demelidir.")

5-Dünyada ilk Arapça konuşan şahıs, Hazret-i İbrahim`in oğlu İsmail (aleyhimes selam)`dır. Hazret-i İsmail o sırada on üç yaşındaydı; ilk önce anne ve babasının lisanıyla konuşuyordu. İlk Arapça’yı o konuşmuş ve kurbanlık olan da o olmuştur (kardeşi İshak değil).

6- Amel ettiğinizde, sultan ve şeytanın şerrini sizden uzak­laştıran bir şeyi size öğreteyim mi? Ebu Hamza: "Evet, buyurun amel edelim." dediğinde, Pir şöyle buyurdu: "Sabah erken sadaka verin. Zira bu amel şeytanın yüzünü karartır ve o gün zalim sultanın şerrini sizden engeller. Allah için sevmeye, Allah için dost olmaya ve hayır amellerde yardımlaşmaya önem verin. Çünkü bunlar, sultan ve şeytanın kökünü kurutur. Mağfiret dilemekte ısrar edin; çünkü bu,  günahları yok eder, Allah emrederse.

7-Ey İnsan oğlu, bu dil, her hayır ve şerrin anahtarıdır. Mü`minin, altın ve gümüşüne mühür vurduğu gibi diline de mühür vurması uy­gundur. Zira Resulullahsalla`llâhu aleyhi ve alih: "Allah, dilini her şerden koruyan mü`mine rahmet etsin. Gerçekten bu amel, kendisi için verdiği bir sadakadır." diye buyurmuştur. Daha sonra Pir şöyle buyurdu: Hiç kimse dilini korumadıkça günahtan kurtulamaz.

8-Kardeşin ve inaç arkadaşınla ilgili  Allah`ın gizlediği bir şeyi açığa çıkarmak gıy­bettir. Ama sinirli ve acelecilik gibi zahiri sıfatlarını söylemek sakıncasızdır. İftira ise kardeşinde olmayan bir şeyi (yalanla) söyle­mendir. Buna dikkat etmek gerekir.

9-İnsanın Kıyamet günü, pişmanlığı herkesten daha fazla olan, doğru yolu açıklayıp o yolda gitmeyen kimsedir.

10-Doğru ve Sadakatla Takvalı, çalışkan ve doğru konuşan olun. Emaneti sahibine geri çevirin; ister sahibi iyi adam olsun ister kötü. Eğer Ali ibn-i Ebi Talib aleyhi`s-selâm`ın katili bile bana bir emanet verirse, onu kendisine geri veririm. Emri bizim için gerçek hak sözüdür.

11-Allah’ın insan oğluna verdiği Sila-i rahim, amelleri temizler, malları artırır, belayı uzak­laştırır, hesabı kolaylaştırır ve eceli erteler (ömrü uzatır). Güzel olan arzularına kavuşturur.

12-Sevgili Canlar Ey insanoğlu! Siz bu dünyada, ölüm oklarının hedefisiniz. Hiçbir kimse ömründen bir gün geçmeksizin yeni bir güne ulaşmıyor. Bu dünyada boğaz tıkamayacak bir lokma var mıdır? Nefes yolunu tıkama­yacak bir yudum su var mıdır? Göçüp gide­ceğiniz yurdu bayındır edin. Zira bugün ganimettir; yarının kimin olacağını bilmiyor­sun. Dünya ehlinin tümü yolcudurlar; yüklerinin düğümlerini diğer cihanda çözeceklerdir. Bizler elimizden çıkan köklerin (babaların) dallarıyız. Kök olmadıktan sonra dal ne kadar baki kalabilir? Ömür ve arzuları sizden daha fazla olanlar nere­dedir?! Ey Ademoğlu, geri çeviremeyeceğin (ölüm) peşine takılmış ve geri dönmesi de imkansız olan (ömür) elinden çıkmıştır. Geçici hayatı, hayat sayma. Çünkü seni ecel ve ölüme yaklaştıran lezzetten başka ondan sana bir nasip kalmaz. Nerdeyse sen de kaybedilen bir dost ve cansız bir gövde olmuşsun. Kendini düşün ve onun haricindeki her şeyi terket; Allah`tan  yardım dile, Allah da sana yardım etsin. Bunu hiçbir zaman unutma.

13-Her kim kendisine yapılan iyilik miktarınca iyilik yaparsa, o iyi­liği telafi eder. Kim bir o kadar daha eklerse şâkir olur (hakkınca teşek­kür eder.) Kim de (yapılan ihsana karşı) teşekkür ederse kerim olur. Kim yaptığı her iyiliği, kendisine yapmış olduğunu bilirse, halkın teşekkürünü ve ona karşı dostluk ve muhabbetlerinin çoğalmasını beklemez. Öyleyse kendine yaptığın ve onunla kendi haysiyetini koruduğun ihsan karşısında başkasının övgüsünü umma. Bil ki ihti­yacının karşılanmasını isteyen kimse, sana ağız açmakla kendi haysiyetini korumamıştır; öyleyse sen, onun ihti­yacını karşılamakla kendi haysiyetini koru.

14-İnsanoğlu Yolculuğa çıkanın, ailesine hediye vaat etmesi gibi, Allah da mü`min kuluna belayı vaat ediyor (mü`min kulunu bela ile kötülükler­den koruyor). Doktor hastayı perhiz ettirdiği gibi, Allah da mü`min kulunu, dünyadan perhiz ettiriyor.

15- Allah dünyayı hem sevdiğine ve hem de sevmediğine verir; ama dinini ancak sevdiğine verir. İnsanlar bunu iyi talil edip iyiye yönelmelerini fark etmelidirler.

 

 

 

DERGAHIN 5. PİRİ POSTNİŞİ

PİR SEYYİT MEHMET DEDE’NİN HAYATI VE KİŞİLİĞİ HAKKINDA KISA BİLGİLER.

 

 

Pir Seyyit Mehmet; Babası Pir Seyyit Mehmet Kendisine çocuk Olmamaış      Allah bir oğlan evlat verince Kendi ismini Oğluna vermiş böylelikle’PİR SEYYİT MEHMET OĞLU, BABAM PİR SEYYİD MEHMED ümrü boyu İnançc  konusundaki İslamın gerçek  içtiatları doğrultusunda günün çok zor  koşuları Dünya ve Türkiyedeki inançsız siyanistleriyle  Dergahda büyük mücedeleler,  vererek tüm zorlukları başarmıştır ve inceliklerini  ve teferuatlarını buraya yazmayı gerek gürmedik Korkunç ölümle tehdit edilip, tüm saldırılara rağmen yelmeden Dergahdaki hizmetinden taviz vermeden görevini o zor şartlarda bile başarıyla yürütmüş,Köylü köyü terk etmesine rağmen Tek başına Köyde Kalarak,  Halkını Devleten, Devletinide Halktan ayırmamış ve başarıyla dürüst ve tarafsız ezilen halkının yanında gerçek bir Din adamı ve  Pir olarak icraatını göstermiştir.Toplumdada takdire şeyan olmuştur.

Pir Seyyit Mehmet Dede, tarihin en önemli dönemlerinden biri Emevi zihniyeti ve bir kısım, saltanat sahiplerinin kendisine sunduğu bütün teklifleri reddetti. Pir Seyyit Mehmet bu dönemde Bu Memlekete ki, Zeynel Ağa aşiretine bağlı tüm torunları yani hormek aşireti başta olmak üzere tüm Aleviler hatta Suniler dahi İlmi yetenekleriyle çok sever ve sayarlardı. Evlerde ve Dergahda Cemler ve imkanları dahilinde halk arasında vaki sıkıntılarla barış ve Sulh birlikteliğinde bölgeye ciddi hakimiyeti dedelerinin yaptığı gibi ciddi hakimiyeti heran mevcuttur. Karer Bölgesi ve Halkının Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde Aşiretler arasında. Pirini çevre ve İnanç Önderleri arasında Üstün meziyet ve büyük yeteneklere sahip olması için gece gündüz ciddi bir önderlik örnek duruşu içinde 8 pare Karer ve Doğu Güneydoğu Bölgesine gerek İnanç ve diğer Ehli-Beyt’ İslamiyetininin Kur-an’ı Kerim’in ışığı doğrultusunda tüm dedelerimi ve örnek alarak Dergahın işlevliğini bu doğrultuda  Pir Kür Hüseyin ve  Dedesi Ulu Mansur gibi ayrıca Büyük Dedeleri Caferi Sadık gibi  bütün kutsal imamlarda olduğu gibi derin bir bilgiye sahipti. Pir Seyyit Mehmet ilim irfanı yanı sıra Mühüpleri vasıtasıyla bütün insanlığa ulaşması için çalıştı. Pir Seyyit Mehmet salt dini bilgiler değil, insanlığın sorunlarına çözüm için diğer alanlarda örnek oldu. Pir’ın fazileti sonucu onlarca ilim sahibi insan yetişti. Hatta bazı Sünni alimler bile onun öğrencisi olmakla övünürlerdi.

Pir, Karametleri  yanı sıra ahlâklı kişiliği ile kendisiyle tanışan insanları etkiliyordu. Onunla tanışan, onun sohbetlerine katılan bir çok insan onun etkisinde kalmış, bilgisinden, davranışlarından etkilenmiştir.

DERGAHIN  5.NCİ PİR’İ VE POSTNİŞİ

PİR SEYYİT MEHMET’İN DÜNYA İNSANLARINA VEFATINDAN EVEL OĞLU PİR SEYYİT SELÇUK’A  ÜÇ VASİYETİ.
                   ‘Pirin hakka yürümeden üç gün evvel,Dergahın  Odasında bulunan meclis özelikle Müsaibi Gülabi Karanoğlu Pirim, İkrarım Bıram Ölüm hepimiz içindir. Vasiyetlerinizi öğrenmek istiyoruz buna hakkımız var çok zorlayınca cemat. Beni iyi dinlesinler ve söylediklerimi yerine getirsinler cemata söyliyor ama beni kast ediyor.Kapının arkasınds  ayakta hizmet etmekteyim. İyi dinleyin dedi. Üç vasiyetim vardır anlıyan anlasın canlarım hak kardeşim dedi ve Müsaibini kast eti.’

                   1-Beni tanıyan,tanımıyan tüm Dost, Mühip. Talip ve tüm  Canlarıma  söyle ‘Bana Helal ETSİNLER.

                  2-Yine Dost, Mühip, Talip ve tüm Canlarıma söyle Ben Hakka yürüyorum (gidiyorum). Amma Unutmayın, Hep  Yanınızdayım. Kör Olmayan görür.

                   3-Oğlum bu Dergahı (Tekkiyeyi) ve Dost,Mühip,Talip ve Canlarımızı yalnız bırakma hep onlarla beraber ol. Bu hakikat hizmeti olan Ehli-Beyt iptidasından sakın ayrılma İlim ve Ahlakı kendine ilke etki insanlığa laik olan her şeyi Allah sana nasip etsin diye vasiyet eti.                                                                                                                                                                                      CEMAAT:Dergah için Anna için ve bizim için vasiyetin nedir Pirim  çok zorladılar. Hayır üç vasiyetm vardı söyledim ve her kes işini bilir ve herkes işine sahip çıksın dedi.

Mübarek Mezarın yeri içinde zaten Hakka yürüyüşünden bir yil önce, Rüyasında İmam Ali, Muş-Vartodaki Dedesi Çolak Pir Seyyit Hasan yani Pir Kür Hüseyin’in küçük Kardeşi ve Pir Kür Hüseyinle birlikte Mevcut Mezarın yerini Pir Seyyit Mehmete TAPU yaptıkları ve kendisininde bir kısır koyun kesip orada Kurban Kesmış ve  Mezar taşını kendisi dikmiştir. Pir Ruyası üzerine Oradada Defin edilmiştir.

 

 

DERGAHIN  5.NCİ PİR’İ VE POSTNİŞİ

PİR SEYYİT MEHMET’İN DÜNYA İNSANLARINA ALTIN KISA SÖZLERİ

1-İmam Ali aleyhi`s-selâm`ın Ehli-Beyt sevgililerine; velayetimiz yolunda mallarını bir­birlerinden esirgemeyen, sevgimizle birbirlerini seven, emrimizi (İslam esaslarını) diriltmek için birbirlerini ziyaret eden, sinirlendik­lerinde zulüme yönelmeyen, hoşnut olduklarında israf etmeyen, komşularına bereket olan ve muaşeret ettikleri kimselerle de sulh-u sefa içerisinde bulunan kimselerdir.Bu esaslardan vazgeçmeyin.

2-Dünya’da insanoğlu’na  Tembellik,hem ailesine, hem dine, hem de dünyaya zarar verir.O insan Muafak olması mümkün değildir.

3-İnsanların insanlardan boyutu ne olursa olsun; İsteği suâl eden (bir şey isteyen), suâl etmenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi hiç kimse, başkasından bir şey istemezdi. Eğer kendisinden bir şey istenilen kimse de, vermemenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi, hiç kimse diğerini reddetmezdi.

4-Allah-u Teâlan`ın bazı kulları uğurlu ve kolaylık çıkarıcıdır­lar; kendi geçimlerini sağlar ve halk da onların sayesinde rahatça yaşar. Onlar kullar arasında yağmur gibidirler. Allah`ın, bazı kulları da mel`un, zorluk çıkarıcı ve hayırsızdırlar. Ne kendileri rahat yaşar ve ne de elleri altında olan insanlar rahat yaşar. Bunlar, Allah`ın kulları arasında, önlerine çıkan her şeyi yok eden (yiyip bitiren) çekirgeye benzerler. Sizler cömertlik kapılarını hep açık bırakın sakın kapatmayın.

5- Bütün yaşamınızda; Ufkunuzu ve Dilinizi halkın size söylemesini sevdiğiniz en güzel sözü, onlara söyleyin. Allah, lanetleyen, söven, dokunaklı söz söyleyen, çirkin söz konuşup küfreden ve ısrar ederek diğerinden bir şey isteyen, başkasına ağız açan bir kimseyi sevmez. Ama hayâlı, olgun ve (çirkin şeylerden) kaçınan iffetli kimseyi sever.

6-İnsanın Selam ve tevazu’su‘ Allah’ın sevgisidir. Allah-u Teâla, (insanın) herkese selam vermesini sever.Ona sevgisinden ve  şefkatından pay verir.o insan hiçbir darlık çekmez.


7-Pir, Ermiş ve Mü’min, kendisinde üç haslet olmadıkça mü’min olmaz: Rabbinden bir sünnet, Peygamber’inden bir sünnet ve imamından bir sünnet. Rabbinden olan sünnet, sırrı gizlemektir. Peygamber’inden olan sünnet, halkla iyi geçinmektir. İmamından olan sünnet de sıkıntı ve zorluklarda sabırlı olmaktır.Pir, Ermiş ve Mümin’den olan sünet’de Hak’a ve Halka teslim olmak’tır.Sabır insanoğlunu güzel olan bütün makamlara ulaştırır.

8-Güzel Ahlak, Kanaatkar ve Nimet sahibi olan kimse, ailesine rahat bir geçim sağlamalı ve bu güzelliği fark eden bir insan tüm insanlara faydalıdır.

9-Kuran’ı okumak çok güzel, Cem,İbadet ve Zikir etmek çok güzel,Secdeye gelmek çok güzel, Oruç tutmak çok güzel,  Allah`ın işleri hakkında çok düşünmektir. (Çünkü ancak bu yolda insan Allah’ı  iyice tanıyabilir ve ihlasla ona ibadet eder.)

10- Peygamber’lerin ve İmamlar’ın  sıfatlarından biri de temizliktir.Arınmak ve Arındırmak.Aptest dediğimiz temizlikde tüm dünya insanlarına mahsusdur,(gereklidir.

11- Emin İnsan, sana hıyanet etmemiş, sen haine güvenmişsin. (Bu söz, emaneti zayi edilen bir kimse için söylenmiştir. Maksat, emin insanlara su-i zanda bulunmamak ve herkesi de emin saymamak gerektiğini açıklamaktır.)

12- Allah İnsanoğlu’na bir işi irade ettiği zaman kulların aklını alır; böylece emrini gerçekleştirir, iradesi yerini bulur. Emrini gerçekleştirdikten sonra herkese aklını geri verir. O zaman "Bu (olay) nasıl oldu ve nerden ortaya çıktı?" diye şaşırırlar.
13-Münasebetsiz konuşma ve Susm”ak, hikmet kapılarından bir kapıdır. Susmak, (boş yere konuşmamak), muhabbet kazandırdığı gibi her hayrın da kılavuzudur.Altındır.

14-Avare ve Boş işler, boş sözleri gerektirir.

15-Baba Hakka yürüdüğünde; Büyük kardeş baba yerindedir. Anne Hakka yürüdüğünde Büyük Abla Anne yerindedir.

16-"Adi insan kimdir?" diye sorduklarında Pir; "Sahip olduğu şey, kendisini Allah’tan alıkoyan (gafil eden) kimsedir." buyurdular.

17- Pir, yazının üzer  "(Bunun) sakıncası yoktur." Saklıyordu. Bir şeyleri not etmek istediğinde de: "Bismillahirrahmanirrahim, inşaallah hatırlarım." yazıp sonra dilediği şeyi yazardı.

18-İnsan sözünü ettiğin kimse hazırsa künyesini, hazır değilse güzel uslupla ismini zikret.

19-Dünyada Herkesin dostu onun aklıdır; düşmanı ise Okumamak ve Ahlaksızlıktır.(yani ilim ve ahlaktan mahrum olmaktır.)

20-Yaşam boyu İnsanlarla muhabbet etmemek aklın yarısıdır.

21- Allah dedikoduyu,fuzuli israfı, malı zayi etmeyi ve her şey için insanlara ağız açmayı sevmez.

22- İslamda on haslet olmadıkça aklı kemale ermez: "İyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı, başkalarının az iyiliğini çok görmeli, kendisinin çok hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı, Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli, Allah yolunda aşağı olmayı düşmanların içerisinde aziz olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meşhur olmaya üstün tutmalı, onuncusu ve en önemlisi olan ise ilk karşılaştığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha bilgili ve üstün  bilmesidir.

İnsanlar iki kısımdır: Kendisinden daha iyi ve bilgili  olan ve kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan. (Nazarında) Kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan biriyle karşılaştığında şöyle demelidir: "Belki onun iyiliği gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise açıktadır; bu da benim zararımadır." Ama kendi-sinden daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona ulaşmak için karşısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve zamanının efendisi olur.

23- Bir adam, "Kim Allah`a tevekkül ederse O, ona yeter." ayetinin manasını Pir buyurdu, "Tevekkülün dereceleri vardır. Bir derecesi; bütün işlerinde O`na güvenmen, O’nun tüm işlerine razı olman, hiçbir hayır ve hiçbir hususta senin hakkında kusur (haksızlık) etmediğini ve hükmün de O`nun elinde olduğunu bilmendir. Öyleyse O’na tevekkül et ve işleri O`na bırak. Diğer bir derecesi de; ilminin kuşatmadığı gayb-ı ilahi`ye iman etmendir; o gaybın ilmini Allah`a ve O`nun eminlerine bırakman, gayb ve gayb olmayan her şeyde Allah`a güvenmendir."

24- Talip ve Mühipler "Ameli batıl eden bencillik nedir?" diye sorduğunda ‘PİR’ "Bencilliğin dereceleri vardır: Bazen bencillik insanın kötü amelini onun için süsler, insan onu iyi görür, ondan hoşlanır ve iyi bir iş yaptığını zanneder. Bazen de insan Rabbine iman eder ve bununla Allah`a minnette bulunur. Oysa imanı için de Allah`a minnet borçludur.

25- Mühipler "Yunus ibn-i Abdurrahman, marifetin (Allah`ı tanımanın) iktisabi olduğuna (kazanıldığına) inanıyor." dediğimde;Pir’  şöyle buyurdular: "Hayır, o hata etmiştir. Allah, marifeti dilediğine verir. Bunu bazılarında sabit kılar, bazılarında ise emanet bırakır. Sabit kılınan, Allah`ın asla geri almıyacağı şeydir. Emanet verilen şey de insana verilip sonradan geri alınan şeydir.

26- Talip Dost ve Mühipler "Kulların marifet (Allah’ı tanıma) konusunda herhangi bir rolü var mı?" diye sorduğumda ‘Pir’  "Hayır, yoktur." buyurdular. Marifet hususunda sevapları var mı? dediğimde de: "Evet, vardır. Allah onlara, hem marifet vermiş, hem de doğruyu ihsan etmiştir." buyurdular.

27-Mühiplerin, Pir’e ; "Kulların fiilleri mahluk mu, değil mi?" diye sorulduğunda, ‘PİR’  "Allah`a andolsun ki, onlar mahluktur." buyurdular. Pir şöyle buyurdu fiillerin mahluk olmasından maksadı takdiri yaratılıştır, yoksa tekvini değil.- Daha sonra şöyle buyurdular: "İman, İslam’dan bir derece üstündür, takva da imandan bir derece üstündür, insanlara yakinden daha üstün bir şey de verilmemiştir."

28-Talipler "Kulların en seçkini kimlerdir?" diye sorduklarında:’Pir’ "Kulların en iyisi, iyi iş yaptığında hoşnut olan, kötü iş yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir nimet verildiğinde şükreden, sıkıntıya düştüğünde sabreden ve sinirlendiğinde de affeden kimsedir." buyurdular.

29-Pir’e "Tevekkülün haddi nedir?" diye sorduklarında: "Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmamaktır." buyurdular.

30-İnsanoğlu,Geleneksel Mili günleri olan Kirvelik,saygın Devlet Büyükleri, Ölü ve  Evlenirken yemek vermek sünnettir.

31-İslamda ‘ İmanın’ dört rüknü vardır: Allah`a tevekkül etmek, Allah`ın kazasına rıza göstermek, Allah`ın emrine teslim olmak ve işleri Allah`a bırakmak.

32-Ey İnsan’oğlu Bir yudum suyla bile olsa sıla-ı rahimde bulun. En iyi sıla-i rahim, akrabaya eziyet etmemektir. Allah Teâla kitabında şöyle buyurmuştur: "Sadakalarınızı minnet ve eziyet ederek batıl etmeyin.

33- Hilim (olgunluk) ve ilim, derin anlayışın nişanelerindendir. Susmak, hikmet kapılarından bir kapıdır. Susmak (boş yere konuşmamak) muha

bbet kazandırdığı gibi her hayrın da kılavuzu ve ışığıdır.

 

 

DERGAHIN 6.NCI PİRİ VE POSTNİŞİ PİR SEYYİD  SELÇUK  DEDE’NİN HAYATI VE KİŞİLİĞİ HAKKINDA KISA BİLGİLER

Pir Selçuk Dede ‘Mevcut Dergahda (Tekkyede) ve  Babası Pir Seyyit Mehmet’den almış olduğu veyiz,ilim,ahlak ve marifetle 03.02.l953 yılında,Bingöl-Kiğı Bu gün Adaklı İlçesine bağlı Sütlüce(Darabi) Köyü/Karer Babamansur Kur Hüseyin Dergahında doğmuş ve 18 ay askerlik hariç 1975 yılına kadar İlkokul öğretimi dahil yaşamını Dergahın hizmetinde geçmiş ve 22.12.1975 yılında Bingöl Vilayetinde açılan bir sınavda İl Özel İdare Müdürlüğü bünyesinde Köy ve Belediyeler Büro Şefi olarak göreve başladım ve bu arada 10 yıl Mahalli İdareler Kontrol Memuru olarak Memurin Muhakematı ve Ceza Mahkemeleri Usul Kanununa göre Köy Muhtarları ve Belediye Başkanları ile diğer İçişleri. Kamu görevlilerinin soruşturmalarını, ayrıca Yeni Köy ve Belediye kurma görevlerinde son olarak 11 yılımıda, İl Özel İdare Müdür Yardımcısı olarak görev yaptım ve  2001 yılın sonunda, Emekliye ayrıldım.Merhum babam Pir Seyyit Mehmet’in Hakka yürüdüğünden sonra, Dergahda ciddi bir boşluğun oluşundan dolayı.Sütlüce Köyünde Dergaha gelip bu Ulu evde Dergahın Postnişi olarak Allah ve Evliyalar emrederse kalan ömrümüzü bu dergahın Postnişi olarak, OL ULU KAPININ KITMIRI olarak görev yapmaktayım.Dünyada yaşıyan  Tüm Seyyitlerimi, Mühipleri, Talipleri ve Allaha İnanan, İnanmıyan canları ve  insanları, Bu Dergahda beklerim Gel ve Neyi Düşünürsen Düşün ve Neye İnanırsan İnan Yine Gel gel gel Hakikat kapısına gel güzel insan gel.

                 Dergahda (Tekkyede)  günlük Hz.Peygamber’in Mirac dönüşü Allah’ın emri ile birzaati Dünya var olduğu müdetce İslam aleminin gerçek ibadeti olarak kurmuş olduğu Cem,Zikir ve İbadet yanı sıra ziyarete gelen dost, mühipler ile mihmanların ve hastaların arzu istek ve dertlerini dinleyip hizmetindeyiz. Başta Dergah olmak üzere Karer, Bingöl ve çevre illeri sık sık Türkiye’in çeşitli vilayetleri en az yılda bir defa genel ziyaret edilerek sıkıntısı ve rahatsızlığı olan canların ziyareti ve küskün ve dargınlıkların barıştırılarak hakaniyet ölcüleri doğrultusunda mühiplerin dert ve dileklerini dinleyip gerekli tavsiyelerde ve ricada bulunmak. ayrıca Avrupa’nın Avusturya, Fransa, Almanya, Holanda da ve İsviçre Devletlerinin birçok vilayetlerindeki dost, talip ve mühiplere Cem ibadeti ve Ehli-Beyt’in İslam düstürü doğrultusunda Kur-an’ı Kerim’in emirleriyle  ilmi ve panel ve toplantılarla birlikte çok ciddi çalışmalar yürütülmüştür. Özellikle gençlere   yönelik çok ciddi. Çalışmalar yapılmış ve devam etmektedir.

 

 

DERGAHIN 6. NCI PİRİ VE POSTNİŞİ
PİR  SEYYİT SELÇUK DEDENİN DÜNYA İNSANLARINA ALTIN KISA SÖZLERİ.
1-İnsanoğlu; Ailesini geçindirmek için helal  rızık peşinde olan kimsenin mükâfatı, Allah yolunda cihat eden kimsenin mükâfatından daha fazladır.

2- Dost ve Mühiplerin "Nasıl sabahladınız?" dediklerinde şöyle dedim: Yakınlaşan bir ecel, (azalan bir ömür) ve korunan bir amelle sabahladım; ölüm yanıbaşımızda beklemekte; ateş arkamızda durmakta ve bize ne yapılacağını da bilmiyoruz.Sabır edip Allaha sığınmaktan başka çaremiz yoktur.

3-Dost ve arkadaş bulmada; Asaletinde güvenilirlik, tabiatında kerem, ahlakında sebat, nefsinde şeref ve kalbinde Allah korkusu bulunmayan kimseden, dünya ve ahiret işlerinden hiçbiri için hayır bekleme ve o insandan mesafeli dur.Aksi halde onun konumuna düşersin.

4- İnsanoğlu insanlık hukuku doğrultusunda. Karşı karşıya gelen iki gruptan, ancak affı çok olan grup (Allah tarafından) yardım görür (zafere kavuşur). Her işinde başarıyla muafak olur.

5- Cömert insan, yemeğini yesinler diye halkın yemeğini yer. Ama cimri, yemeğini yemesinler diye halkın yemeğini yemez.

6-Seyyit olarak; Biz tıpkı Resulullah salla`llâhu aleyhi ve alih gibi verdiği sözü yerine getirmeyi kendisi için borç bilen bir Ehl-i Beytiz. 12 İmam Ejdadımız Pir  Babamansur. Pir Kur Hüseyin,Evlatları  ve Babam Pir Seyyit Mehmet Erenlerin ve KUR KÜSEYİN DERGAHIN’DAKİ EVLİYALARIN BEKÇİSİ VE BU DERGAHA GÜNÜL VERENLERİN EMRİNDEYİZ.

7-Ey İnsanoğlu; Öyle bir gün gelir ki, afiyet (rahatlık) on cüz` olur: Dokuz cüz`ü insanlardan uzaklaşmakla ve bir cüz`ü de susmakla sağlanır.Bunun nişaneleri yavaş yavaş günümüzde kendini göstermektedir.

8-‘Can Pirim’ "Allah ferecinizi (kurtuluşunuzu) yakın eylesin." dediğinde buyurdular ki: "Ey Mühip, bu ferec sizin kendi ferecinizdir. Bana gelince, Allah`a andolsun ki, o benim için, içinde bir avuç kavut bulunan ağzı mühürlü dağarcıktan başka bir şey değildir.

9- Yoksul,Yetim ve kimsesize yardım etmek en iyi sadaka ve cömertliktir.

10- İnsanoğluda  şu üç haslet olmadıkça imanın hakikatinin kemaline erişemez: "Dinde derin anlayış sahibi olmak, geçimini güzel bir şekilde ayarlamak ve musibetlere karşı sabırlı olmak." Zorunlu bir gerekliliktir.

11- Can Mühipler  bizim Resulullah salla`llâhu aleyhi ve alih’den dolayı sizin üzerinizde hakkımız vardır; sizin de bizim üzerimizde hakkınız vardır. Bizim hakkımızı bilenin hakkı (bize) farz olur. Bizim hakkımızı bilmeyenin üzerimizde hakkı olmaz.
12-Bir gün Mühip, Pir’in meclisinde hazır bulunuyordu. Gece ve gündüz ile bunların hangisinin daha önce yaratıldığı hakkında söz açıldı.  Pir "Cevabı Allah`ın kitabından mı vereyim, yoksa senin bildiğin muhasebe yoluyla mı?"Pir buyurdular. Mühip "İlk önce muhasebe yoluyla cevap vermenizi istiyorum." dedi. Bunun üzerine Pir şöyle buyurdular: "Siz dünyanın, Tali`inin yengeç olduğunu ve yıldızların da en yüksek derecede olduğunu söylemiyor musunuz?"
Mühip "Evet, öyle söylüyoruz." dedi. Pir  buyurdular ki: "Buna göre, Zühal (Saturn gezegeni), Terazi burcunda, Müşteri (Jupiter) Yengeç’te, Merih Oğlak’ta, Venüs Balık’ta, Ay Boğa’da, Güneş de göğün ortasında olup Koç burcunda olduğunda, o zaman ancak gündüz olur." Mühip, "Evet, öyledir." dedi ve, "Şimdi de Allah’ın Kitabından cevap verin" dedi. Pir buyurdular ki, Allah`ın kitabından olan delil de şu ayettir: "Ne Güneş’in, Ay’a erişip yetişmesi yaraşır, ne de gece gündüzden öne geçer. Yani gündüz geceden öncedir.
13- Mühip  şöyle diyor: Pir  huzuruna vardığında Pir’im  yaşantısı herkesten daha güzel olan kimdir?" diye sordular. Ben de: "Efendim, siz daha iyi bilirsiniz" dedim. "Ey Mühip (yaşantısı herkesten daha güzel olan) başkasının yaşantısını kendi yaşantısı sayesinde güzel eden kimsedir." buyurdular. Pir "Ey Mühip, yaşantısı herkesten daha kötü olan kimdir?" sorduklarında da yine "siz daha iyi bilirsiniz" dedim. Pir’im "Yaşantısı herkesten daha kötü olan, kendi yaşantısı sayesinde bir başkasını barındırmayan kimsedir." buyurdular. Daha sonra Pir’im  şöyle buyurdular: "Ey Mühip, nimetlerin kadrini bilin (onların şükrünü yerine getirin). Çünkü nimetlerin kadri bilinmezse, kaçarlar; kaçtılar mı da bir daha geri dönmezler. Ey Mühip, insanların en kötüsü, yardımını (halkdan) esirgeyen, (sofrasına kimseyi davet etmeyip) yalnız yemek yiyen ve hızan kimsedir."

14- Bir Mühip,   Pir’e  "Ben bugün oruçluydum hurma ve İmam  Hüseyin`in mezarının toprağıyla  iftarımı açtım.  Dediğinde Pir  "Sünnet ve bereketi cemetmişsin." buyurdular.
15- Pir; bir Mühibe  şöyle buyurdular: "Ey Mühip,Talip, akıl Allah’ın bir armağanıdır. Edep zahmetle elde edilen bir şeydir; zahmetine katlanan onu elde eder. Ama zahmet ve zorluğa katlanarak akıl elde etmeye çalışan, ancak cehaletini artırır.
16- Kişi, kişinin elini öpmemelidir. Çünkü bu amel ona tapmak gibidir. İki türlü el öpme vardır. A)Saygınlıktır.Küçük,Büyüğün elini öper sonsuza dek devam eder,zorlama yok arzu eden öper. B)Hz. Peygamber’in kızı Fatime’tül  Zehra ve  İmam Ali’nin  soyundan gelen Seyyit ve ancak; Seyyid’inde 4 Kapı, 40 Makamı ve 72 Farzı ve hakikatın  hikmetini bilmiyen ve Ahlak ve İlmiyle tamam olan seyit Pir olur ve işte o pirin eli öpülür. İşte Cem’deki. , POST Hz. Peygamberin Postudur. O Post’a Pirlik Makamını hak eden Seyyit oturabilir. İşte o pirin Eli Öpülür.Bende bu  Dergahın Postnişi olarak. Eli Öpülecek bir Pir arıyorum. Talip ve Mühip bulursam Elimi ptürür ve O Talibin Ayağınıda ayrıca Yaşlılarımın da Elini ÖPERİM. Allah ve  Dergahımızdaki Evliyalar eli öpülecek canla beni buluştursun.   

17-Nankör’ün, Cimri’nin rahatlığı, kıskancın lezzeti, çabuk usananın vefası ve yalancının da yiğitliği insanlıkla bağdaşmaz.

Dergahın 5. Postnişi Babam Pir Seyyit Mehmet Oğlu Pir Seyyit Selçuk Dedeye  çok önemli Beş vasiyetinde

Beş Maddeden ibaret, Aşağıda belirtilen karakterdeki  İnsan ile  arkadaşlık  kurmamayı, konuşmamayı bana tavsiye etti. Onlar da şu kimselerdir:

1-İkiyüzlü  (münafık) ile arkadaşlık kurma ki, kendisine en çok muhtaç olduğun zaman sana yardım etmeyip seni yanlız bırakır.Ömür boyu acısını çekersin ve dünüşü mümkün değil.

2-Eli Kapalı, Nekes ve Cimri ile arkadaş olma ki, kendisine en çok muhtaç olduğun zaman, sana yardım etmeyip yalnız bırakır.Acısından kurtulamasın.

3-Boş, Avare konuşan ve Yalancı ile dost olma ki, yakını uzak ve uzağı yakın gösterip seni yanıltır, ortada kalır toplumda dışlanırsın.

4-İlim ve Ahlaksız Ahmakla arkadaş olma ki, sana yardım edeyim derken, zarar verir de farkında bile olmaz. Onun için, ‘akılsız dostun olacak yerde, akıllı düşmanın olsun’ derler.

5-Özelikle; Akrabası ile ilgisini kesen kimse ile arkadaş olma ki, bu gibi kişiler Kuran-ı Kerim’in üç yerinde lânete layık görülmüşlerdir. Düşün ki, akrabasına iyilik etmeyen kişi (ondan utanan, kendi gerçekliğinden utanan), sana nasıl iyilik edebilir?"  Diye düşünüp sana dünebilir.

  6-Oğlum söz benden,tatbiki ve gereğinide düşün ve yapmaya çalış.Muafakiyet de Allahdan  ve yolun açık olsun diye emretti.???.

Pir Selçuk Sevin Dede

                                                                             Emekli İl Özel Ddare Müd. Yard.

                                                                             Babamansur Kur Hüseyin Dergahı Postnişi

                                                                             Sütlüce Köyü/KARER/ADAKLI/BİNGÖL

 

 

 

         Ehli Beyt Kimdir ? (1)

 

Ahir zaman Peygamberi, Hz. Muhammed Mustafa, Hakk’a yürüyeceğini anlayınca 23 Şubat 632 tarihinde (2) Gadirhum denilen bir alanda, rivayetlere göre 80 bini kişiyi aşkın bir topluluğa, Deve semerlerinden bir mimber oluşturarak bunun üstüne çıkıp tarihi Veda Hutbesini okudu. Hz. Muhammed Mustafa , ümmetine seslenerek 2 emanet tavsiye etti.

 

1- Allahın kelamı Kuran-ı Kerim,

2- Ehli Beyt’i.

 

Hz. Muhammed şöyle dedi. ‘’Kuran ve Ehli Beytime ipine sımsıkı sarılın. Kevser Havuzunda her iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehl-i Beyt’im, Nuh’un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular’’.

( Ehli Beyt, Hz. Muhammed’in ailesi demektir ve 1- Hz. Muhammed, 2- İmam Ali, 3- Ana Fatma, 4- İmam Hasan ve 5- İmam Hüseyin olmak üzere toplam 5 kişidirler).

Kur’an-ı Kerim düşünce, kanun ve değerler kaynağıdır... Kur’an, hayat programını düzenlemek ve hayat kanunlarını belirlemek üzere inen ilahî vahiy ve sözlerdir...

Kur’an-ı Kerim’de, Ehl-i Beyt’den bahsedilirken iki üslup kullanılmıştır:

1- Onlara özel bir unvan vererek onlardan bahsetmiştir. Tathir Ayeti’nde “Ehli Beyt” olarak, Meveddet Ayeti’nde de “Kurba­” (Peygamber’in yakınları) olarak onlardan söz edilmesini buna örnek olarak verebiliriz. Bu konuda birçok ayet nazil olmuş ve Sünnet-i Nebevî o ayetleri açıklamıştır; müfessirler ve raviler de, onları kendi hadis ve tefsir kitaplarında nakletmişlerdir.

2- Onlarla ilgili olaylar ve vakıaları kaydetmiş, onların fazilet ve makamlarını anlatmış, onları övmüş ve ümmeti onlara yöneltmek istemiştir. Bu konularda birçok ayet inmiştir. Bu ayetlerin bazılarında, Mübahele Ayeti (Âl-i İmran, 61) ve İt`am Ayeti`nde (İnsan, 8) olduğu gibi, Ehli Beyt’den toplu olarak söz edilmiş, bazılarında ise Ehl-i Beyt’in bazı fertlerinden bahsedilmiştir. Örneğin; Maide Sûresi`nin 55. ayeti olan ve “Velâyet Ayeti” diye adlandırılan, “Sizin veliniz, yalnız Allah, O`nun Peygamberi ve iman eden, ibadet eden ve rükû halinde zekât verenlerdir.” Ayetinde İmam  Ali’den bahsedilmektedir.

 

Ehl-i Beyt Hakkında Nazil Olan Ayetler

 

1- Tathir Ayeti (3)

“Allah, yalnızca siz Ehli Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister’’ (Ahzab : 33)

Birçok tefsir ve hadis kitaplarında bu ayet-i kerimedeki “Ehli Beyt’ten maksadın, Peygamber’in Ehl-i Beyti ve onların da, “Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin" olduğu açıklanmıştır.

Suyutî, ed-Dürr`ül-Mensur adlı tefsirinde, Taberanî`nin, Ümmü Seleme`den şöyle tarif ettiğini bildiriyor: "Peygamber, kızı Fatıma`ya şöyle buyurdu: “Kocanı ve çocuklarını benim yanıma getir.” O da gidip onları getirdiğinde, Peygamber, Fedek’ten getirilmiş olan abasını onların üzerine attı ve mübarek ellerini onların üzerine koyup şöyle buyurdu: “Allah`ım, bunlar Muhammed’in ailesi ve soyudur, kendi rahmet ve bereketlerini Muhammed’in ehli ve soyunun üzerine indir; nasıl ki İbrahim`in soyuna indirdin. Şüphesiz ki sen, övülensin, yücesin.”

Ümmü Seleme : Ben de abanın altına girmek ve onlara katılmak istedim ve bunun için abanın bir ucunu kaldırdım. Peygamber abayı benim elimden çekti ve abanın altına girmeme müsaade etmedi ve şöyle buyurdu: “Sen hayır ve saadet üzeresin’’. Demektedir.

Peygamber`in eşi Ümmü Seleme`den nakledilen diğer bir hadiste de şöyle geçer: “Peygamber, Ümmü Seleme’nin evinde bir yatakta yatmıştı ve üzerine de bir Hayber abası örtmüştü. O sırada Fatıma biraz yemek getirdi. Peygamber buyurdu: “(Ey Fatıma!) Kocanı ve çocukların Hasan ve Hüseyin’i benim yanıma çağır.” O da onları çağırdı. Yemeği yedikleri sırada Peygamber’e şu ayet nazil oldu:

Allah, yalnızca siz Ehli Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister.”

Peygamber üzerindeki abanın fazlasını onların (Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin`in) üzerine örttü, daha sonra elini abadan çıkarıp göğe kaldırarak şöyle dua etti:

Allah`ım, bunlar benim Ehli Beytim ve bana ait olan kimselerdir; öyleyse her türlü pisliği ve kötülüğü onlardan gider ve onları tertemiz kıl.”

Hz. Peygamber, bu sözü üç defa tekrarladı. Ümmü Seleme diyor: “Ben de başımı o örtünün altına soktum ve dedim: “Ya Resulullah! Ben de sizinle miyim?” Peygamber iki defa buyurdu: “Sen hayır ve saadet üzeresin.”

Hz. Peygamber, devamlı olarak bu ayetin manasını ümmetine açıklıyor ve bu ayette açıklanan nur ve hidayetten ayrı düşmemeleri için sürekli olarak onların dikkatini bu ayete çekiyordu. Örnek olarak şu hadis-i şerifi zikredebiliriz:

Hz. Muhammed buyuruyor ki:

“Bu ayet (Tathir Ayeti) beş kişinin hakkında nazil olmuştur: Ben, Ali, Fatıma, Hasan, ve Hüseyin”. Bu ayetin tefsirinde, Ehli Beyt`den maksadın kimler olduğu hakkında Aişe`den şöyle bir rivayet eder.

Bir gün Peygamber üzerinde siyah yünden dokunmuş nakışlı bir kumaş olduğu halde dışarı çıktı. O sırada Hasan bin Ali geldi, Peygamber onu o kumaşın altına aldı; sonra Hüseyin geldi, Peygamber onu da o kumaşın altına aldı; sonra Fatıma geldi, Peygamber onu da o kumaşın altına aldı; daha sonra da Ali geldi, geldi, Peygamber onu da o kumaşın altına aldı ve şu ayeti okudu: “Allah, yalnızca siz Ehli Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister.” (Ahzab : 33)

Kur’an-ı Kerim, Ehli Beyt`den bahs ederken onların her türlü fenalıktan pâk ve temiz olduklarını belirtmektedir.

Peygamber, sabahları Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın kapısına gelerek onları “Ehli Beytim” diye çağırıyor, böylece onların şahsiyetini ümmetine tanıtıp anlatarak, dikkatleri onlara çekmek ve Ehl-i Beyt`e sevgi, itaat  gösterilmesini amaçlıyordu.

Sahabe’den Taberanî, Ebu’l-Hamra’dan şöyle rivayet ediyor: “Altı ay Peygamber’in, Ali ve Fatıma’nın kapısına gelip şöyle dediğine şahit oldum: “Allah, yalnızca siz Ehli Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister.” (Ahzab : 33)

Fahr-i Razî de bu Hadisi şöyle naklediyor:

“ Resulullah, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın evine gelip; “Ey Ehli Beyt! “Allah, yalnızca siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister.” derdi.

2- Meveddet Ayeti

“(Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehli Beytime) sevgidir.” (Şûra : 23)

Hz. Peygamber, bu ayetten kimlerin kastedildiğini ve sevgileri ve itaatleri farz olanların kimler olduğunu Müslümanlara beyan etmiştir.

İslam Hadis ve tarih yazarları bu ayetteki “Kurba” (Peygamber`in yakınları) kelimesinden maksadın, “Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’’ olduğunu nakletmişlerdir.

Dönemi yansıtan gelişmelere bakılırsa inanmayanlar kendi aralarında konuşurlarken “Acaba Muhammed, yaptıklarından dolayı karşılık olarak bir şey isteyecek mi? diye konuşurlar. O zaman; "De ki: Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehli Beytime) sevgidir.” (Şûra : 23) ayeti nazil olur.”

"Meveddet ayeti nazil olduğunuda “Ya Resulullah! Sevgi ve muhabbetleri bize farz olan yakınların kimlerdir?" diye sordular. Resulullah: “Onlar Ali, Fatıma ve onların iki evladıdır.” Diye buyurdular.

Hz. Peygamber, kızı Hz. Fatıma’yı çok seviyor ve şöyle buyuruyorlar:

Fatıma benim vücudumun bir parçasıdır; onu inciten, rahatsız eden beni incitip rahatsız etmiştir.”

İslam kaynaklarına göre ve yaşanılan Aleviliğe yansımasına bakılırsa, Hz. Muhammed’in, Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin`i çok sevdiği görülmektedir.

Ehli Beyte inanan, aradığı çoğu erdemi onlarda bulan ve dolayısı ile sonsuz sevgi duyan  Peygamber’in ümmeti de onları sever ve yüreğinde hisseder. Kur’an-ı Kerim’de buyurulur: “(Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da siz sevsin.” (Âl-i İmran : 31)

"... Ve ona (Peygamber’e) uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız.” (A’raf : 158)

 “Onun (Peygamber`in) emrine aykırı hareket edenler, Allah’ın azabından sakınsınlar.” (Nur : 63)

“(Ey Müslümanlar!) Andolsun ki, Allah’ın Resulü’nde sizin için uyulacak güzel bir örnek var. (O, sizin için en güzel örnektir) ”. (Ahzab : 21)

 

Hz. Peygamber’in, Hz Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin`i sevdiği ve onlara önem verdiği için, Müslümanların da Peygamberine uyarak onları sevmesinin, onlara önem vermesinin Allahın emir olduğu da böylelikle anlaşılır.

Ehli Beyte dua edip salâvat göndermek , büyük bir makama sahip olan Ehli Beyt’i anmak ayrıca büyük bir ibadettir..

İmam Şafiî bir şiirinde şöyle diyor:

“Ey yolcu! Mina kumluğunda biraz dur; seher vakti hacılar Mina’ya akın yaptıklarında, büyük bir ırmak gibi coşup gittiklerinde, Hif’in sakinlerine ve ayaktakilere seslen; onlara de ki: Eğer Muhemmed’in Ehli Beyti’ni sevmek rafizilik ise (dini terk etmekse), öyleyse bütün insanlar ve cinler tanık olsunlar, ben rafiziyim."

İbn-i Abbas adlı Sahabe’ninrivayet ettiği hadiste: “Meveddet Ayeti nazil olduğunda Müslümanlar Resulullah’a: “Muhabbeti ve sevgisi bize farz olan akrabaların kimlerdir ya Resulullah?” diye sordular. Resulullah, “Ali, Fatıma ve onların iki evladıdır." diye buyurdular."

Hz. Peygamberin ümmetine: “Ben sizden peygamberlik ve Allah’ın ahkâmını tebliğ etme yolunda çektiğim zahmetler ve zorluklara karşılık Ehli Beytimi ve yakınlarımı sevmekten başka bir şey istemiyorum.” Hadisinin, gerçekte, ümmetin takip edeceği yolu öğrenmekte kime başvuracaklarını göstermektedir.

 

3- Mübahele Ayeti

 

“(Ey Peygamber!) Sana gelen bilgiden sonra, kim seninle bu hususta tartışacak olursa, de ki: Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra Allah’ın lânetini yalancıların üzerine kılalım.” (Âl-i İmran : 61)

İslâm tarihinde ‘’Mübahele” olarak  rivayet edilen çok önemli bir olaya göre: “Hıristiyan olan Necran kabilesinden bir heyet, Hz. Muhammed’in yanına gelip onun peygamberliği hakkında bahsedip delil isteyince, Allah bu ayeti göndererek Hz. Muhammed`e; Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i yanına alıp çöle çıkmasını, Hıristiyanlara da kendi hanım ve çocuklarıyla birlikte çöle çıkmalarını, sonra da Allah’tan yalancıların üzerine lânet ve cezasını indirmesi için dua etmeleri emredilir."

Zemahşerî, Keşşaf adlı tefsirinde şöyle yazar:

“Hz. Peygamber, Necran Hıristiyanlarını mübahele etmeye çağırdığı zaman dediler ki: “Müsaade edin, dönüp bu konuda biraz düşünelim. Kendi aralarında toplanıp konuştukları zaman, fikir sahipleri olan (Necran papazı) Akıb`e dönerek: “Ey Mesih`in kulu! Senin görüşün nedir?" diye sordular. O da şöyle dedi: “Ey Hıristiyan Cemaati! And olsun Allah’a ki, siz Muhammed’in Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğunu ve O`ndan hak bir kitap getirmiş olduğunu biliyorsunuz. Allah’a andolsun ki, Peygamberi ile mübahele eden hiçbir ümmetin büyükleri diri kalmamış ve küçükleri de büyümemiştir. Eğer onunla mübahele ederseniz, gerçekten hepimiz helâk oluruz. Bununla beraber yine de kendi dininizin üzerinde kalmak isterseniz, bu şahısla (Muhammed’le) vedalaşın ve kendi diyarınıza dönün."

Bu arada Hz. Peygamber, Hz. Hüseyin`i kucağına almış, Hz. Hasan`ın elinden tutmuş, peşi sıra Hz. Fatıma ve onun peşi sıra da Hz. Ali olduğu halde geldi ve: “Ben dua ettiğim zaman siz de amin deyin.” diye buyurdular.

Necran papazı bu manzarayı görünce, Hıristiyanlara dönerek şöyle dedi:

Ey Hıristiyan topluluğu! Ben öyle simalar görüyorum ki, Allah bir dağı onların hürmetine yerinden koparmak istese, koparır. Onlarla mübahele etmeyin. Eğer mübahele ederseniz, helâk olursunuz ve kıyamet gününe kadar yeryüzünde bir Hıristiyan kalmaz’’. Bunun üzerine Hristiyanlar, Hz. Peygamber`e dediler ki: “Ey Ebe’l-Kasım! Biz seninle mübahele etmemeye karar verdik; sen kendi dininde kal, biz de kendi dinimizde.”

Hz. Peygamber’ de şöyle buyurdu: “Eğer mübahele etmiyorsanız, öyleyse İslâm dinini kabul edin ve Müslüman olun ki, Müslümanların menfaat ve zararlarına ortak olasınız”. Hıristiyanlar bunu kabul etmeyince, Peygamber şöyle buyurdu:

Öyleyse sizinle savaşacağım.”

Onlar şöyle dediler:

“Bizim Arap milleti ile savaşmaya gücümüz yoktur. Fakat seninle bir anlaşma yapmaya hazırız. Eğer bizimle savaşmaz, bizi korkutmaz ve bizi kendi dinimizden döndürmezseniz, her yıl size iki bin tane elbise veririz. Bunların yarısını safer ayında ve yarısını da recep ayında veririz. Bundan başka, bir de demirden dokunan otuz adet zırh veririz”.

Peygamber’de buna razı oldu ve daha sonra şöyle buyurdu:

“Canım elinde olan Allah’a andolsun ki, Necran ehlinin helâk olma vakti gelip çatmıştı. Eğer onlar mübahele etmiş olsalardı, şüphesiz ki suret değişip maymun ve domuz olacaklardı ve bu sahra onlar için ateşten bir cehenneme dönecekti. Hatta ağaçların üstündeki kuşlar da dahil olmak üzere Necran ehlinin hepsi helâk olacaktı ve bir yıl bile geçmeden bütün Hıristiyanlar yok olup gideceklerdi.”

Zemahşerî, bu olayı naklettikten sonra, Mübahele Ayetinin tefsiriyle ilgili olarak Ehli Beyt’in büyüklüğü hakkında Aişe’den rivayet ettiği bir hadis ile Ehli Beyt’in makamını açıklıyor :
“Allah-u Teala bu ayette, onları `kendimiz` diye tabir edilen kimseden de önce zikretmiştir ki, onların Allah katındaki özel makamlarını ve yakınlık derecelerini açıkça bildirsin. Bu ayet, `Ashab-ı Kisa`nın fazilet ve üstünlüğüne en büyük ve en güçlü bir delildir’’.

’’Aynı zamanda bu olay, Hz. Resulullah`ın nübüvvetinin doğruluğuna da güzel bir delildir. Zira ister dost olsun, ister düşman, hiçbir şahıs, Hıristiyanların, Hz. Peygamber`in mübahele isteğini kabul ettiklerini nakletmemiştir."

İslam ile inanmayanların ordusunun karşı karşıya geldiği bu olayda sadece bunların öne çıkması, onların hidayet önderleri, ümmetin seçkinleri, ileri gelenleri ve ümmet içinde duaları geri dönmeyen, sözleri yalanlanmayan en temiz ve en kutsal kişiler olduklarını göstermektedir.

Fahr-i Razî, Tefsir-i Kebir adlı eserinde Zemahşerî`nin naklettiği rivayeti aynen nakletmiş ve söz konusu ayetin tefsirinde Zemahşerî’nin sözlerine katılarak şunu da eklemiştir: “Bil ki, bu hadisin doğru olduğuna tefsir ve hadis ehli ittifak ve icma etmişlerdir.”

 

4- Salâvat (Salât) Ayeti

“Şüphe yok ki Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey inananlar, siz de ona salât edin ve tam teslimiyetle ona selâm verin.” (Ahzap : 56)

Kuranı Kerim, Ehli Beyt’in pak ve tertemiz olduğunu, açıklamıştır. Din Alimleri de Kur’an ayetleri ve Hadislerden faydalanarak Ehl-i Beyt`in kimler olduğunu isimleriyle belirlemiş, onların “Hz. Muahmmed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin" olduklarını beyan atmişlerdir.

Fahr-i Razî, Tefsir-i Kebir`inde adlı eserinde şu hadisi naklediyor: “Hz. Peygamber`den: “Ya Resulullah! Sana ne şekilde salâvat getirelim?” diye soruldu. ‘Peygamber, ‘’Bana şöyle salâvat getirin’’ buyurdu: “Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in Ehli Beyti’ne salât et, nasıl ki İbrahim’e ve İbrahim’in Ehli Beyt’ine salât ettin; Muhammed’e ve Muhammed’in Ehli Beyt’ine bereket ver, nasıl ki İbrahim’e ve İbrahim’in Ehli Beyt’ine bereket verdin. Şüphesiz, sen beğenilmişsin, yücesin.”

Eğer. "Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlarsa, artık bizim salâvat getirmemize ne gerek var?” diye sorulursa, deriz ki: “Hz. Peygamber`e salâvat getirmek, onun salâvata ihtiyacı olduğu için değildir. Yoksa Allah’ın salâtından sonra meleklerin salâvatına da ihtiyacı kalmazdı. Salâvat, Peygamber`e karşı bizden taraf bir tazim ve saygıdır. Bu vesile ile sevap kazanabiliyoruz. İşte bunun içindir ki, Hz. Peygamber buyuruyor: “Kim bana bir defa salâvat getirirse, Allah da ona on defa salât eder.”

Suyutî de, ed-Dürü’ül-Mensur adlı tefsirinde şöyle yazıyor:

Abdurrezzak, İbn-i Ebî Şeybe, Ahmed, Abd bin Hamid, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî, İbn-i Mace ve İbn-i Merdeveyh, Ka’b bin Umre’den şöyle nakletmişlerdir: “Bir gün adamın biri, Hz. Peygamber`e: “Ya Resulallah! Sana selâm vermenin usulünü öğrendik, bize sana salâvat getirmenin şeklini de öğretir misin?” diye sordu. Hz. Peygamber buyurdular : “De ki: Allah’ım, Muhammed`e ve Muhammed’in Ehli Beyti’ne salât (rahmet) et, nasıl ki İbrahim`e ve İbrahim`in soyuna salât ettin. Gerçekten sen övgü ve izzet sahibisin.”

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Cimri, benim ismim yanında anıldığı zaman, bana salâvat getirmeyen kimsedir.”

 

5- İnsan (Dehr) Sûresi  : 5 - 22)

 

5. İyiler ise, kâfûr katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.

6. (Bu,) Allah`ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.

7. O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.

8. Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

9. "Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."

10. "Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden korkarız" (derler).

11. İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; parlaklık, sevinç verir.

12. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve ipekleri lütfeder.

13. Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk.

14. (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur.

15. Yanlarında gümüşten kaplar ve billur kupalar dolaştırılır.

16. Gümüşten öyle kadehler ki onları istedikleri ölçüde tayin ve takdir etmişlerdir.

17. Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır.

18. (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına selsebîl denir.

19. O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın.

20. Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün.

 

Bu ayetlerde cennet ile müjdelenen Ehli Beyt’tir.

Zemahşerî, bu ayetlerin tefsirinde şöyle diyor:

“İbn-i Abbas nakletmiştir: “Bir gün Hasan ve Hüseyin hasta olmuşlardı. Hz. Peygamber ashaptan bir grup ile birlikte onları görmeye gittiler. Bu ziyaret esnasında: “Ey Ebe`l-Hasan, çocuklarının şifası için bir adak ada" buyurdular. Ali, Fatıma ve hizmetçileri Fizze, her üçü, "Hasan ve Hüseyin şifa bulurlarsa, üç gün oruç tutacağız." diye nezrettiler. Hasan ve Hüseyin şifa buldular. Fakat o günlerde evlerinde yiyecek herhangi bir şey yoktu. Ali, Şem’un isimli bir Yahudiden üç sa` miktarında arpa borç aldı. Hz. Fatıma onun bir sa`ını öğütüp kendi sayılarınca beş adet ekmek pişirdi. Onları iftar vakti yemek için önlerine koydukları sırada, bir dilenci kapının önünde durup şöyle seslendi: “Selâm olsun size Ey Muhammed’in Ehli Beyt`i! Ben bir fakirim; bana yiyecek verin, Allah size cennet sofralarından yedirsin." Bunun üzerine, hepsi fedakârlık edip ekmeklerini dilenciye verdiler ve kendileri suyla iftar edip o geceyi öylece sabahladılar. Ertesi gün yine oruç tuttular. Akşam vakti sofra başına oturup iftar edecekleri sırada, bu sefer bir yetim kapıya gelip yiyecek istedi. Onlar da ekmeklerini ona verdiler ve o gün de aç kaldılar. Üçüncü gün iftar vakti bir esir gelip yiyecek istedi. Onlar da iftarlıklarını ona verdiler. Ertesi gün Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin’ın ellerinden tutup Hz. Peygamber`in huzuruna geldiler. Hz. Peygamber, onları açlıktan titrer halde görünce şöyle buyurdu: “Sizi bu halde görmek bana çok ağır geliyor.” Daha sonra onlarla beraber Fatıma`nın evine geldiler. Hz. Peygamber kızı Fatıma`yı mihrabında açlıktan karnı vücuduna yapışmış ve gözleri çukurlaşmış bir halde gördü. Bu manzara, Peygamber`i çok üzdü. Bu sırada Cebrail nazil oldu ve: “Ey Muhammed! Allah böyle Ehli Beyt`ten dolayı seni müjdeliyor.” dedi ve İnsan Sûresini Peygamber’e okudu."

Bu ayetler, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için inmiş ve Cennetle müjdelenenler olduğunu İslam kaynakları ortaya koymakta, Hadislerle de aktarmaktadır.

 

 

 

 

Dergah ve Dergahın Günümüze Dek Kurucu Pirleri ve Hayatları >> Dergah Pirleri Baba Mansur Kur Hüseyin Dergahı >>